Kohlberg’in Toplumsal Cinsiyet Gelişimi Teorisi

çocukların biyolojik cinsiyetlerine göre toplumun beklentilerine uymak için içsel motivasyon yoluyla cinsiyet kimliklerini geliştirmelerini önerir. Ancak Kohlberg, bu motivasyonun önce çocuğun bilişsel gelişiminin bir dizi aşamadan geçmesine bağlı olduğunu savundu. Bu bilişsel gelişim modelinin iki ila yedi yaşları arasında gerçekleştiğini gördü ve bu süre zarfında çocuklar cinsiyetlerinin değiştirilemeyeceğini anlamaya başlarlar.

Cinsel İstismara Uğramış Gençlerle Grup Terapileri

Cinsel istismara uğramış çocukların duygu ve davranışları üzerinde yapılan araştırmaların çoğalmasıyla birlikte kullanılan geleneksel tedavi yaklaşımlarında da sorgulanmalar başlamıştır. Bu sebeple cinsel istismara uğramış çocukların tedavisinde çeşitli program ve terapötik yöntemlerin geliştirilmesinin yolunu açmıştır. Bu tedavi yaklaşımlarından bir tanesi grup terapileridir. Hizmet talebinin yüksek ve kaynakların sınırlı olduğu ortamlarda grup terapileri diğer tedavi yaklaşımlarında göre ekonomik olarak avantajlı olduğu söylenmektedir. Çocukluğunda cinsel istismara uğradığını söyleyen genç kızlarla yapılan bir grup terapisi çalışmasında

Aktarım Odaklı Terapi Bakış Açısından İnsan Doğası

Üç yaşına kadar zihnimizde ilişki kurduğumuz kişilerin ve kendimizin iyi ve kötü yanlarını birlikte kabul edemeyiz. Bu yüzden zihnimizde haz ve acı veren yanları bölerek farklı kısımlara atfederiz. Bizi emziren haz veren annemiz bizi sonsuza kadar mutlu edecek iyi annemiz iken emzirmeyi bırakarak bizi ağlatan annemiz bizi sonsuza kadar mutsuz edecek kötü annemizdir. Aynı şekilde bebek olarak gülümseyerek etrafımızdaki güldüren ben iyi ben iken ağlayarak anneyi huzursuz eden biz ise kötü bendir. Bu şekilde iyi nesne-iyi kendilik, kötü nesne-kötü kendilikten oluşan milyonlarca ikili algılı oluşur.

Düşük Özgüvenin Düşüncelerimizdeki Yansıması

Yeni bir şey denemeye kalkışırken veya bir hobi edinmek isterken muhtemelen olumsuz düşüncelerimiz bizi onu yapmaktan alıkoyuyor olabilir. Bu tür düşüncelerin “hiçbir şeyde iyi değilim” düşüncesi gibi yalnızca bir düşünceden ibaret olduğunu anlayabilmemiz önemlidir. Hayatın mutlak gerçeklerini ifade etmezler ve bu düşünceleri eyleme dökmeden gerçek olup olmadıklarını hiçbir zaman bilemeyiz. Dışarıda birileri cesaret ederek istedikleri hayatı yaşamak için çabaladıkları ve başarılı olduklarında onlarla kendimizi kıyaslarken aslında “Ben her şeyi yaptım mı? Tüm gücümle bu iş için savaştım mı?” sorusunu kendimize sormakta fayda var. Çünkü birileri “güzel” hayatlar yaşarken bunun bedelini farklı yollarla, yani; cesaret göstererek, zaman harcayarak, uykusuz, ailelerinden ayrı kalarak sınırlarını zorlayarak ödemiş olabilirler. Buna ek olarak araştırmalarda yaşam hakkında olumlu tutum ve düşünceye sahip olan insanlar daha yüksek yaşam kalitesinin yanında daha yüksek fiziksel ve zihinsel esenliğe sahip oldukları görülmüştür.

Psiko-Onkolojide Sanat Terapisi

Kanser tanısı almış bireylerde ilk başta görülen durumlar arasında korku, kendini suçlama ve ölüm korkusu bulunabilir. Bu kişiler kimi zaman ağır tedaviler görmekte, zaman zaman yüksek düzeyde ağrı deneyimlemekte ve yüksek düzeyde stres bunlara eşlik etmektedir. Kimi zaman bireyler bu kadar yüksek düzeyde kaygı yaşadıkları durumlarda duygularını kelimelerle ifade edemeyebilirler. Sözel olarak kendilerini ifade edemeyen veya duygularını paylaşamayan bireylerde sanat terapi yöntemleri kolaylık sağlayabilmektedir.

Çocuklarda Saldırganlık- Bobo Doll Deneyi

Çocuklarda saldırganlık duygusal veya fiziksel bir engellenme durumunda kontrol edilmesi veya bastırılması mümkün olmayan bir davranıştır. Örneğin oyun oynarken oyuncağı elinden alınmış bir çocuk, ani bir öfke, ağlama ve saldırganlık davranışları gösterir. Bu konuda yapılan çalışmalarda çocuklarda normal saldırganlık davranışının 2 yaşında en yüksek düzeyde olduğu, 5 yaşına kadar azalarak minimum düzeye geldiği gözlemlenmiştir.