Grup Terapisi Birimi

Psikoterapi Ekolleri


Psikodinamik psikoterapi nedir?

Psikodinamik terapi, psikanalitik kavram ve yöntemlere dayanan psikoterapi tekniğidir. Temelleri Sigmund Freud tarafından atılmış, ardından gelen nesne ilişkileri teorisyenleri, ilişkisel psikanalistler, bağlanma kuramcıları, ego psikologları gibi pek çok teorisyen tarafından şekillendirililmeye devam edilmiştir. Bu terapi ekolünün temelinde libido kuramı, kişiliğin alt boyutları olan id ego ve süperego, psikoseksüel gelişim evreleri ve topogrofik kuram yatar. Bu ekol kişilerin özellikle psikolojik gelişimini ve olgunlaşma sürecini büyük ölçüde etkileyen ilk çocukluk dönemi yaşantılarını ön planda tutar. Terapi, kişinin var olan sorunlarının nasıl oluştuğu, hangi geçmiş yaşantısına dayandığı ve bu sorunlara karşı üretilmiş olan savunma mekanizmalarının kişiye nasıl zarar verdiği üzerine odaklanır. Bu savunma mekanizmalarının nasıl düzenlenip geliştirileceği terapi sürecini oluşturur.

Psikodinamik psikoterapinin hedefi nedir?

Psikodinamik terapide danışanın mevcut davranışlarına etki eden bilinçdışı süreçlerine odaklanılır ve bu bilinçdışı süreçlerin şu anki davranış örüntüleri üzerindeki etkisinin anlaşılması, kişinin kendiliğinin bilinmeyen yönlerini keşfetmesi ve içgörü kazanması hedeflenir. Bu ekolü diğer ekollerden ayıran önemli teknikler, danışanın kişilerarası ilişkilerine, bu ilişkileri iyileştirmek için bastırılmış duygularının ve çelişkili duyguların tanınıp anlaşılmasına, kabul edilmesi ve ifade edilmesine odaklanır. Özetleyecek olursak danışanın;

  • Bilinçdışında yaşanan çatışmaların bilince çıkarılması ve aradaki bağlantının kuruması
  • Kendisi için faydalı olmayan savunma mekanizmalarının düzenlenip geliştirilmesi
  • Sağlıklı ilişkiler kurabilmesi
  • Davranış örüntüleri hakkında içgörü kazanması hedeflenir.

-Psikodinamik psikoterapide terapistin rolü nedir?

Bu terapi ekolünde terapist, danışanı duygu ve düşünceleri hakkında konuşmaya teşvik ederek danışanın duygu, düşünce ve davranışlarında tekrar eden kalıpları fark etmesine ve bu kalıpları daha doğru bir şekilde tanımlamasına yardımcı olur. Danışanın terapi sürecinde terapistle kurduğu ilişki, terapiste karşı davranışları; genellikle erken çocukluk döneminde ebeveyni ya da diğer bir yetişkinle kurduğu ilişkiye benzer niteliktedir. Bu sebeple psikodinamik ekol ile çalışan bir terapist için terapötik ilişki oldukça önemlidir. Bu ekolde terapistin rolü; danışanın geçmiş deneyimleri ile şu an yaşadığı sorunlar arasındaki bağlantıyı kurabilmesine ve bu sorunları çözmek için kazandığı içgörüyü kullanmasına yardım etmektir.

Psikodinamik ekol ile çalışan terapist; danışanın nesne ilişkilerine, danışanla kurulan terapötik ilişkiye, danışanın rüyalarına ve fantezilerine, danışanın kullandığı savunma mekanizmalarına odaklanarak bilinçdışı çatışmaları ortaya çıkarmayı ve çözüme ulaştırmayı hedefler.

-Terapi ne kadar sürer?

Terapinin süresi kişiden kişiye; var olan problemin boyutuna göre farklılık gösterir. Süresi sınırlı dinamik psikoterapi ekolü ile çalışılırsa ortalama 20-25 seans sürerken; daha uzun süreli psikodinamik terapiler 2-10 yıl arasında sürebilir. Seanslar ortalama 45 dakikadır ve danışanın ihtiyacına yönelik haftada en az 1 gün seans gerçekleştirilir.

-Bu terapi ekolü kimler için uygundur?

  • Uzun süredir çözülemeyen sorunlar
  • İlişkilerde yaşanan problemler, bağlanma sorunları
  • Psikosomatik yakınmalar
  • Fobiler, takıntılı düşünceler
  • Şizoid, narsisistik, borderline gibi kişilik bozuklukları
  • Hayat amacını sorgulamak, varoluşsal problemler
  • Anksiyete, panik bozukluk, depresyon gibi problemler
  • Öfke problemleri
  • Cinsel problemler
  • Yeme bozuklukları

EMDR (Göz Hareketleriyle Duyarsızlaştırma ve Yeniden İşleme Terapisi) Terapisi

Göz hareketleriyle duyarsızlaştırma ve yeniden işleme terapisi olarak dilimize çevrilen EMDR (Eye Movement Desensitization and Reprocessing) terapi yaklaşımı; bilgi işleme modeline dayanan, psikodinamik, bilişsel davranışçı ve danışan merkezli terapi gibi farklı terapi ekollerinin çeşitli unsurlarını bütünleştiren yapılandırılmış bir terapi yaklaşımıdır. İlk önce tedavi etkileri travmatizasyondan kaynaklanan korku ve kaygıda bir azalma olarak görüldü, fakat daha sonra psikopatolojilerin temeli olarak görülen rahatsız edici anıları ve beynin bilgi işleme sistemini birleştirerek yeni bir terapi yaklaşımı halini almıştır. Geçmişte yaşanılan olumsuz deneyimlerin hafızada fizyolojik olarak depolanması psikopatolojinin temelidir. Yaşanılan olumsuz deneyimlerle ilişkili fiziksel duyumlar, o olayla bağlantılı olumsuz bakış açıları ve duygular sağlıklı bir şekilde işlenme imkânı bulamaz. Bu sebeple birey bilinçli olarak farkında olmamakla birlikte yıllar geçse bile üstünden o deneyimi hatırlatan benzer olaylar yaşadıklarında yoğun duygular ve fiziksel duyumlar hissederler. Böylece geçmişteki bireyin kapasitesini aşan yaşantılar onun bugünkü durumlara karşı uygunsuz tepkiler vermesine sebep olur. Yani danışanın şikayetleri ya da psikolojik belirtilerinin geçmiş yıllarda uygun şekilde işlenmemiş yaşantıların sonucu olarak görülür. EMDR’la ilgili ilk çalışmalara bakıldığı zaman travmatik anılar ve travma sonrası stres bozukluğu (TSSB) belirtilerinin iyileşmesiyle ilgili yapılmıştır ve EMDR seansının ilk uygulanışından sonra klinik olarak anlamlı iyileşmelerin olduğu görülmüştür. Travmatik anılarla çalışmak danışan için sıkıntı verici olabilmektedir. Bu sebeple EMDR terapisinde hastanın kendi kaynaklarına yönelinir ve negatif duygulanımlarla başa çıkabilmesi için beceriler geliştirmesi üzerine çalışılır. Başlangıçta TSSB’yi tedavi etmek için tasarlanan EMDR, şimdi bağımlılıklar, kaygı, kronik ağrı, depresyon, yeme bozuklukları, panik atak, panik bozukluklar ve fobiler gibi çeşitli zihinsel sağlık durumlarını tedavi etmek için kullanılmaktadır.

EMDR terapisinin amacına bakıldığında bireyin doğal içsel bilgi işleme sisteminin etkinleştirilip, işlevsiz şekilde depolanan anı ve deneyimlere ulaşarak bunları işlevsel olacak şekilde yeniden dönüştürerek ruhsal ve duygusal durumun çözülmesini sağlamaktır. Terapi süreci yalnızca davranışsal bir duyarsızlaştırmanın ötesinde olup bireyin içgörüsünün ortaya çıktığı, negatif duyguların yerini pozitif duyguların aldığı ve bedensel duyumların değiştirilerek tüm bunların sonucunda yeni bir benlik algısının oluşturulmaya çalışıldığı bir süreç olarak görülür. Standart EMDR terapi protokolü; danışa öyküsü ve tedavi planı, hazırlık, değerlendirme, duyarsızlaştırma, yerleştirme, beden tarama, kapanış ve yeniden değerlendirme olarak 8 adımı içermektedir. Her bir adım için gerekli seans sayısı ve bir seansa dahil edilecek adım sayısı danışandan danışana değişiklik gösterecektir. Travmatik yaşantıların çalışılmasının rahatsız edici olmasının yanında danışanların sıklıkla tetikte olma ve aşırı uyarılmışlık halleri nedeniyle EMDR uygulamalarından önce bu kişilere kendilerini rahatlatabilecekleri ve kontrol edebilecekleri teknikler öğretilir. Danışandan kendisine rahatlık ve güven hissi uyandıran bir yer anımsaması veya hayal etmesi istenir. Bu uygulama güvenli yer egzersizi olarak adlandırılır ve danışanın duygusal durumunu rahatça düzenleyebilmesini sağlar. Ayrıca tedavide olumlu ve olumsuz bilişin saptanması üzerine çalışılır. Biliş, bireyin kendisi hakkındaki yorumları yansıtır. Travmatik deneyimler de bu bireylere aşamadıkları olumsuz bilişler geliştirir. Travmatik yaşantı çok önceden gelişmiş olsa bile kişinin kendisi hakkında olumsuz değerlendirmeleri olumsuz biliştir. Hatırlandığında ya da çağrışım yapıldığında işlevsel olmayan duygu ve davranışlara yol açarak bireydeki olumsuz kendilik algısını besler. Olumsuz biliş: “O olayı düşündüğünüzde kendiniz hakkındaki en olumsuz inancınız nedir?” sorusu ile saptanır. Başarılı bir tedavi sonrasında danışana olumlu inanç yerleştirildiğinde kişinin kendisi hakkında olumlu hisler geliştirebilmesi, kendisi için yeni tercihler yapabilmesi ve yeni beceriler kazanması için kaynak oluşturulur. Tedavi ile geçmiş algısı değiştirilerek kişideki geleceğe yönelik beklentilerinin etkilenmesi sağlanır.

EMDR’ın faydaları TSSB ve travma çözümünün ötesine uzanmakta ve bu terapötik yaklaşımın bazı potansiyel faydaları şunları içerir:

Olumsuz düşünceyi değiştirir: EMDR, zihninizi meşgul eden olumsuz düşünceleri tanımlamanıza, bunlarla mücadele etmenize ve bu düşünceleri değiştirmenize yardımcı olabilir.

Kronik ağrıyı azaltır: Araştırmalar, çift yönlü uyarımın beynin gevşeme ve rahatlama hisleriyle ilişkili bölgesini harekete geçirdiğini gösteriyor.

Benlik saygısını geliştirir: EMDR, kendinizle ilgili rahatsız edici anıları ve olumsuz düşünceleri hedefleyerek çalışır. Onları tanımlayarak, onları nasıl işleyeceğinizi ve iyileştireceğinizi öğrenirsiniz.

Minimum düzeyde konuşma gerektirir: EMDR’da, acı verici tecrübenizin her ayrıntısını açıklamak zorunda değilsiniz. Böylece özellikle travmaları hakkında konuşmakta güçlük çeken kişiler için bu terapi yöntemini yararlı kılmaktadır.

GEŞTALT TERAPİ NEDİR?

Gestalt terapisi Frtiz Perls ve eşi Laura Perls tarafından 1940’lı yıllarda oluşturulan bir terapi ekolüdür. Gestalt kelime olarak “kendine özgü bir bütünlüğü olan şekil, örüntü”, “biçim”, ”tamamlama”, ”bütünleştirme” anlamlarına gelir.

Geştalt terapisi kişinin ve yaşamının yarım kalmış, anlamsız görünen, bütünleşememiş alanlarını tamamlamayı, bütünleştirmeyi hedefler. Geştalt terapide tamamlanmamış meseleler önemli odak noktalarından biridir. Hayatımızda nihayete erdiremediğimiz bir takım yaşantılar bu yaklaşıma göre kaygı ve strese neden olur. Tamamlanmamış işler bastırılan duygularla yüzleşene kadar devam eder. Belli edilmeyen öfke, gücenme duyguları işlerin yarım kalmasına neden olur ve suçluluğa dönüşür. Dolayısıyla terapide bu işler üzerinde çalışılır ve kişi bu durumları yaşamaya teşvik edilir. Bununla birlikte temel amaç kişinin kendi hayatına dair farkındalık ve içgörü kazanmasıdır.

Terapide içsel mutluluk hedeflenirken kişinin çevresel destek arayışını bırakıp içsel destek arayışına yönelmesi ve kişiliğin sahiplenilmeyen yönlerinin sahiplenilmesi üzerine de çalışılır. Seçimlerimizi yaparken bir ödül ve onay beklentisi içinde olmadan, bir şeyi yalnızca kendimiz istediğimiz için seçmemiz teşvik edilir. Bir diğer amaç da kişinin kendine dair her şeyin sorumluluğunu almasıdır. Bütün davranışlar bir seçimi ifade ederler ve kişi seçimlerinin sorumluluğunu almalıdır.

Geştalt terapisinin faydalanmış olduğu kuramlara ve bunların terapide işlenme biçimlerine kısaca bakacak olursak Freud’un psikanalitik kuramından, varoluşçuluktan, Geştalt kuramından ve Zen Budizm’inin çeşitli yönlerinden beslendiğini görürüz. Eski bir psikanalizci olan Perls daha sonra bu eğiliminden ayrılmış olsa da kişiliğin psikoseksüel gelişimini, benlik, altbenlik ile üstbenliğin etkileşimlerini kabul eder. Ancak terapide üzerinde çalışılması ve geliştirilmesi gerekenin bilinçli öğrenme süreçlerini yöneten benlik olduğunu söyler. Yine de nevrozlar ve psikozlar kişi için bir anlam taşımaktadır ve çocukluk dönemi yaşantıları kişilerin ileriki dönemlerdeki davranış ve duygularını etkiler. Esasında varoluşçu bir yaklaşım olan geştalt terapisine göre kişinin bir varlık olarak kendini ortaya koyuş biçimi de önemlidir. Terapide kişinin özünü keşfetmesine yardımcı olunur. Perls, Zen Budizmi’nin şimdi ve burada olmak felsefesinden de etkilenmiş ve kuramıyla bütünleştirmiştir. İçinde bulunulan anı tam anlamıyla yaşamak geçmişe takılı kalmanın da önüne geçer. Perls’e göre şimdi dışında hiçbir şey önemli değildir. Geçmişe ve geleceğe bakarken şimdiki zamandan ayrılmamak gerekir. Geçmiş geçmiştir ve gelecek de henüz gelmemiştir. Bu, geçmiş yaşantıları yok saymak anlamına gelmemektedir ama önemli olan anı dolu dolu yaşamak, yaşantılardan ders çıkarmaktadır. Neticede geçmiş deneyimlenemez, ancak zihnimizde yeniden tasarımlanabilir. “Ne”, “nasıl” sorularıyla hasta şimdiki zamana döndürülür. “Şu anda ne oluyor?”, “Üzüntünü nasıl yaşıyorsun?” gibi sorular kişinin farkındalığını arttırmanın da yoludur. “Neden” soruları ise kişiyi gerekçelere ve kendini kandırmaya, şimdiden uzaklaşmaya sevk edeceğinden dolayı kaçınılan bir sorudur. Şimdi ve burada olmak ve kalabilmek düşüncesi tedavide nefes egzersizlerini ve çeşitli meditasyon tekniklerini de terapiye dahil edilmesini sağlamıştır.

Tüm bu perspektiflerin yanında temelde yatan geştalt kuramında algılama ve kavrama süreçleri bütündür, geştalt terapisine göre de ruhsal yaşantımız ve davranışlarımız bir bütündür. Geştalt kuramına göre bir görüntüyü algılarken şekil ve fonu birleştiririz. Bu şekil, fon-zemin ve bütünleştirme kavramları geştalt terapide yaşam ihtiyaçlarını karşılamayı açıklamaya yarayan önemli unsurlardır. Şekil, kişinin tüm dikkatini üzerinde toplayan ana odak, diğer uyaranlar da fon gibi ele alınabilir. İhtiyaçların değişimiyle beraber şekil ve fon da değişime uğrar.

Geştalt terapi temas konusunu da ele alır. Diğer canlılarla, nesnelerle temas etmek yakınlık kurmanın ve son derece doğal olarak agresyonun çıkmasına neden olur. Perls’e göre sağlıklı insan diğerleriyle doğrudan temas edebilen ve onlarla otantik ilişkiler yaşayabilen, seçimlerinin sorumluluğunu alabilen, kendini ifade edebilen ve spontan insandır. Dolayısıyla tedavide kişinin kendini ifade edebildiği ve spontan davranabildiği sanat, dans gibi yöntemler tercih edilmektedir.

Geştalt terapi bireysel olarak ya da grup terapisi şeklinde yapılabilir. Bireysel terapide kişi hislerini anlatır, çeşitli rolleri canlandırır. Geştalt terapistleri daha çok empatik, destekleyici, kabul edici, diyaloğa açık, teşvik edici bir yaklaşım benimserler. Terapist aktif olmalıdır. Kendi hakkında bilgi verir, bağırabilir, öneride bulunabilir. Seans odasındaki iki kişi de etkileşimin içindedir. Grup terapisinde bir hastaya odaklanılır, bireyin dikkati grubun diğer üyelerinden uzaklaştırılır. Üyeler arası karşılıklı etkileşimler teşvik edilse de hasta ve grup üyeleri arasında bir etkileşim olmaz. Yalnızca terapistin yönlendirmeleri doğrultusunda kimi zaman bazı üyeler uygulamaya dâhil olur.

Tedavide kullanılan bir takım terapötik tekniklerden bazıları diyalog oyunu, boş sandalye tekniği, daireler yapma, sorumluluk alma oyunu, bir sırrım var oyunu, yansıtma oyunu tersine çevirme tekniği, abartma oyunu, duyguda kalma, hayal çalışmalardır. Bu tekniklerle kişi sorumluluk alma, farkındalığını arttırma, duygularını daha fazla deneyimleme şansı elde eder.

Şema Terapi

Dr. Jeffrey Young tarafından geliştirilen Şema Terapi bilişsel davranışçı terapi, psikodinamik terapi ve geştalt terapi gibi birçok kuramın izlerini taşıyan bütünleyici bir terapi şeklidir. Bilişsel Davranışçı yöntem ile terapilerini gerçekleştiren Young birçok danışanın standart prosedürden yararlanamadığını fark etmiştir. Bu kişilerin davranışlarına, düşüncelerine ve duygularına yönelik farkındalıkları olsa da değiştiremediklerini görmüştür .Bu kişiler düşük öz saygı, değersizlik hissi, kendine zarar davranışları gibi uzun süredir kendilerine zarar veren aynı algı, duygu, düşünce ve davranışları sahiptir. Kendilerine zarar veren ilişkileri sürdürme, sürekli iş değiştirme gibi hayatlarında benzer kalıp davranışları sürekli gerçekleştirdiklerini fark ettirmiştir. Bu durumun arkasında sahip oldukları kalıp olumsuz inanç, duygu, düşünce kalıplarını yattığını görmüştür. Erken dönem uyumsuz şemalar sadece olumsuz temel inançları değil, düşünceleri ,duyguları içermektedir.

Şemalar bizde dünyaya dair bir olumsuz ama öngörülebilir bir algı yaratırlar. Tıpkı en kolay yol bildiğim yoldur mantığıyla zihnimiz tanıdık olduğu durumları seçer. Böylece şemalar dünyayı algılayış şeklimizi değiştirerek hayatımız boyunca bizi etkilemeye devam ederler. Yetişkin olduğumuzda şemaların oluştuğu çocukluk yaşantılarımızı bize hatırlatan durumlarda şemalar tetiklenir. Şemaların etkisiyle terk edilmeyi hak ettiğine inanan şemaların tetikleyici güvensiz ilişkiler kurabilir veya ‘çabalasam da bu ilişki bitecek’ diye düşünerek ilişki içerisinde kendi geri çekerek ilişkilerinin sonlanmasına neden olabilir. Bu sayede şema kendini doğrulamış olur.

Erken dönem uyumsuz şemalar çocukluk yaşantılarımızın bir mirasıdır. Şema terapi temel felsefesinde her bireyin çocuklukta sağlanması gereken duygusal ihtiyaçlarımız vardır. Çocukluğumuzda yaşadığımız ihtiyaçların karşılanmaması ve ailemiz ile kurduğumuz ilişkiler şemaların ana kaynağıdır. Bununla birlikte bazı şemalar aile içerisinde değil daha sonradan okul hayatımızda öğretmenlerimiz, arkadaşlarımızla yaşadığımız yaşantılar sonucu oluşur .Ancak bu şemalar ailemiz ile ilişkimizle oluşanlar kadar güçlü değildir. Şemaların içeriği ve şiddeti çocukluğumuzdaki ebeveynler, öğretmen ,akranlarda kurduğumuz ilişkilerdeki olumsuz deneyimlerimizin zamanı, yoğunluğu ve süresine bağlıdır.

Şema Terapiye göre çocuklukta sağlanması gereken beş ihtiyaç şunlardır.

  • Güvenli bağlanma (güvenlik ihtiyacı, bakım, istikrar ve kabulü içermektedir)
  • Özerklik, yeterlilik ve kimlik duygusu
  • Geçerli ihtiyaçları ve duyguları ifade etme özgürlüğü
  • Kendiliğindenlik ve oyun
  • Gerçekçi sınırlar ve öz denetim

Olumlu Olan Yaşantıların İhtiyaçların Giderilemeyecek Kadar Azlığı

Bireyin çocukken az sayıda mutlu, güzel, sağlıklı yaşantısı olmuştur. İçerisinde yetiştiği aileden ve çevreden istikrarlı bir bakım sevgi, anlayış ve kabul görmemiştir. Aile yaşantısı istikrarsız, karışık ve kaos içerisinde olabilir .Çocuk normalde bir süre ihtiyaçlarının giderilmemesini kaldırabilir .Ancak burada devamlı bir eksiklik vardır.

Travmatik Yaşantı ve Mağduriyet

Duygusal Yoksunluk ve Terk Edilme gibi şemaların oluşmasına neden olabilir. Şemaların oluşmasına neden olan ikinci erken yaşantı tipi travmatik yaşantılar ve mağduriyettir. Bu gibi durumlarda çocuk mağdur konumdadır ve zarar görür. Özellikle fiziki veya duygusal istismara uğramış olabilir. Bununla birlikte deprem ,sel gibi doğal afetler sonucu ile ya da herhangi bir nedenden ötürü mağdur konuma düşmüş olabilir. Çocuk yoğun güvensizlik, suçluluk hissedebilir.

Aşırı İyi Yaşantı

Çocuk sürekli korunduğu ,aşırı şekilde şımartıldığı ,yaptığı her hareketin onaylandığı durumlarda görülür. Çocuk tamamen özgür bırakılmakta ve çocuk için sınır veya kural bulunmamaktadır.

Örnek Alma

Çocuk çevresindeki önemli figürlerin davranışlarını gözlemleyerek şemaları öğrenebilir. Ve onların sahip oldukları şemaları içselleştirebilirler.

Çocuğun yaşantıları ile birlikte çocuğun doğuştan mizacı şemaların oluşumunda etkilidir. Aynı yaşantıdan geçen çocuklarda farklı şemalar gelişebilir. Önemli olan çocuğun olayları algılayış şeklidir.

Şemaların içeriği ve şiddeti çocukluğumuzdaki ebeveynler, öğretmen ,akranlarda kurduğumuz ilişkilerdeki olumsuz deneyimlerimizin zamanı, yoğunluğu ve süresine bağlıdır. Temel duygusal ihtiyaçların karşılanmasını engelleyen ve şema oluşumuna neden olan dört tür yaşantı vardır.

Bu dört yolla karşılanmayan duygusal ihtiyaçlar şema oluştururlar. Her ihtiyacın karşılanması belli şema alanlarındaki şemaların oluşmasıyla ilgilidir.5 şema alanına ait 18 şema vardır.

Ayrılma Ve Reddedilme Alanı

Ebeveynlerimiz ile kurduğumuz ilişki bize diğer ilişkilerimiz için temel oluşturur. Onlar tarafından istenildiğimizi, koşulsuz bir şekilde sevildiğimizi ve kabul edildiğimizi hissine sahip olmadan yetişirsek karşımıza çıkacak diğer insanlardan bunu bekleriz. Ebeveynlerimiz kurduğumuz güvensiz ilişkinin sonucunda diğer insanlarla güvenli bağlar kurmakta zorlanırız. İnsanlara ve dünyaya güvenmekte zorlanırız .Onları reddedeceğimizi, ayrılacağımızı, kaybedeceğimizi ya da zarar göreceğimizi düşünürüz. Ve buna yönelik olarak ayrılma ve reddedilme alanındaki şemaları gelişir .

Zedelenmiş Özerklik ve Başarısızlık Alanı

Bu şema alanındaki kişilere büyürken kendi kendilerine bir şey yapmaları aşırı koruyucu veya aşağılayıcı tutumlar ile engellenmiştir. Çocuklukta belli bir özerklik verilerek kendi seçimleri yapılması öğretilmemiştir. Tam tersine çocuğa sorumluluk alamayacağı ,kendi seçimleri yapamayacağı mesajı verilmiştir. Becerileri küçümsenerek geliştirilmeleri engellenmiştir. Aile duygusal yönden aşırı istismarcı olabilir. Bu mesaj ve tutumlar öz saygıları ve öz güvenleri gelişmemiştir. Bu yüzden kendilerine inanmakta güçlük çekerler Psikolojik dayanıklılıkları düşüktür. Herhangi bir stres olayının altından kalkamayacaklarını düşünürler

Zayıf Sınırlar Şema Alanı

Bu alandaki şemalara sahip kişiler küçükken belli kurallara uyulması beklenerek sınırlandırılmamış veya sorumluluk verilmemiştir. Genelde çocukluklarında iyi yaşantılar fazladır. Ebeveynler aşırı tolerans, anlayış görmüşlerdir. Bu yüzden kendilerini yönetme becerileri kazanmamıştır. Bu yüzden sorumluluk alma, görev tamamlama, zaman yönetimi yapmakta zorlanırlar. Sıkıntıya katlanma becerileri düşüktür. Kendi bakış açılarına inanırlar.

Başkaları Yönelimlilik Şema Alanı

Bu şema alanındaki şemaya sahip kişiler çocukluklarında koşuları sağladıktan sonra sevildiklerini düşünmüştürler. Ebeveynlerinin takdirini ve sevgisini kazanmak için iyi çocuk olmak zorunda kalmışlardır. Aile çoğunlukla kendi duygusal ihtiyacının ifade edilmesi çocuğun üstünde tutulmuştur. Sevilmek ve kabul görmek adına kendi ihtiyaçlarını göz ardı ederler .Diğerlerinin ihtiyaçlarına ve isteklerini öncelik verirler.

Aşırı Duyarlılık ve Baskılama Şema Alanı

Bu alandaki şemalara sahip kişilerin duygularını ifade etmesi, içlerinden geldiği gibi davranması engellenmiştir. Oyun ihtiyacı göz ardı edilmiş ,kötü kurallar konularak eğlencenin kötü bir şey olduğu düşünülmüştür. Sıklıkla cezalandırıcı ve mükemmeliyetçi ailelerde büyümüşlerdir. Kurullara uyulmaz, mükemmel olunmaz ise işlerin ters gideceğine dair bir inançları vardır ve genellikle çocuğa da bu öğretilir. Bu yüzden duyguları, düşünceleri, davranışları üzerinde aşırı kontrol sağlamaya çalışırlar. Amaç kuralara uyarak yanlıştan kaçınmaktır. Kendi istek ve ihtiyaçlarını, mutluluklarını ve beklentilerini göz ardı ederler ya da ertelerler.

Şema Başa Çıkmaları

Bireyler şemalara çocuklukta onları oluşturan koşulları verdikleri tepkiler ile yetişkinlikteki şemayla başa çıkma biçimlerini oluştururlar. Şemalar kendilerini devam ettirmeye yöneliktir. Şema ile başa çıkmalar çocukta işe yarasa da yetişkinlikte bize yarar sağlar. Başa çıkma tarzınız, genel mizacınıza veya hatta ebeveynlerinizden öğrendiğiniz başa çıkma tarzları etkili olabilir. Belli şemalara karşı belli başa bir başa çıkma biçimini genel olarak kullandığımız gibi belli durumlarda belli şemalara farklı baş etme biçimleriyle tepki verebiliriz. İki kişi aynı şemaya aynı stille çok farklı şekillerde yanıt verebilir.

Şema Teslimi

Şemanın bize verdiği mesajın doğru olduğuna inanarak ona uygun hareket ederiz. Örneğin kendini feda şemasına sahipsek ihtiyaçlarımızın daha az önemli olduğuna inanır. Ve önceliği karşımızdaki kişiye veririz.

Şema Kaçınması

Şemanın bize verdiği mesaj ,hissettirdiği duygulardan kaçınmak tetiklenebileceği durumlardan kaçınmaya çalışırız. Dikkat dağıtmak adına keyif verici veya yatıştırıcı uyaranlar kullanabilir, riskli ve zarar verici davranışlarda bulabiliriz. Ya da basit olarak sosyal medya bağımlılığı, hayal kurma bağımlılığı kendimizi ortamdan koparan çözümler de bulanabiliriz.

Şema Aşırı Telafisi

Kendimize şemanın verdiği mesajın tam tersi doğru olduğuna inandırmaya çalışır. Şemaya tamamen karşı çıkarak onunla savaş halindeyizdir. Bu, bir şemaya sağlıklı bir tepki gibi görünebilir, ancak aşırı telafi genellikle çok ileri gider.

Genellikle bir şekilde saldırgan, talepkâr, duyarsız veya aşırı görünen eylem veya davranışlara yol açar. Bu, başkalarıyla olan ilişkilerinize zarar verebilir. Örneğin bağımlılık şemamız varsa bunun aşırı telafisi olarak aşırı bağımsız davranır ve genel olarak yardım kabul etmekte zorlanırız.

Şema Modları

Belirli şemalar içimizde şemalara yönelik duygusal hissimiz ve şemalar ile nasıl başa çıktığımızı içeren belli taraflarımızın harekete geçmesine neden olur. Bu taraflar uyumlu veya uyumsuz olabilir.

Çocuk modları:

Çocuksu duygu ve davranışlarla karakterize edilir. Kendimizi çocuk gibi çaresiz, öfkeli ,kontrolsüz hissederiz. Çocuklar gibi tepki verebiliriz.

İşlevsiz başa çıkma modları:

Duygusal sıkıntıyı önlemek için kullanılır, ancak sonunda şemalarımızı devam ettirirler. Şema başa çıkma davranışlarını yansıtırlar.

İşlevsiz ebeveyn modları:

Çocukluğumuzda maruz kaldığımız eleştirel, talepkâr veya sert ebeveyn seslerinin içselleştirilmesidir.

Sağlıklı yetişkin modu

Sağlıklı, işlevsel tarafımızı temsil eder. Tıpkı odadaki yetişkin gibi ihtiyaçları giderir, sınırlar belirler ve diğer modların etkilerine karşı çıkar. Bu mod çocuk modlarının ihtiyaçlarını giderir, işlevsiz diğer modlara sınırlar koyarız. Diğer modları düzenlemeye yardımcı olabilir.

Young şema testi için tıklayabilirsiniz.

Şema Terapinin Hedefleri

Şema terapide temel olarak terapi sürecinde gerçekleşmesi gerekenler

-Şemaların ,kökenlerin tespiti

-Duygusal ihtiyaçları karşılanmasını engelleyen şema başa çıkmalarını tespit etmek ve günlük hayatta fark etmek

-Şemaları ortaya çıkardığı olumsuz davranış, duygu, düşünce örüntülerini değiştirmek

-Temel duygusal ihtiyaçlarınızı uyumlu yollarla gidermeyi öğrenmek

-Belli ihtiyaçlarınız karşılanmadığınızda hayal kırıklığı ve sıkıntı ile sağlıklı bir şekilde başa çıkmayı öğrenmek.

Nihayetinde tüm bunlar güçlü, sağlıklı bir yetişkin tarafı geliştirmenize yardımcı olacaktır. İyi geliştirilmiş sağlıklı bir yetişkin modu, diğer modları iyileştirmeye ve düzenlemeye yardımcı olabilir.

Young-Rygh Kaçınma Ölçeği için tılyabilirsiniz.

Şema Terapi Süreci

Şema Terapi karşılanmamış duygusal ihtiyaçları tespit ederek ve danışanların genellikle inatçı olan bu düşünce ,duygu ve davranış kalıplarını kırarak ve bunların yerine daha sağlıklı alternatifler geliştirmektir.

Terapist danışana karşı empatik, yargısız, destekleyicidir. Danışanın sahip olmadığı beş duygusal ihtiyacın karşılandığı yeterince iyi ebeveynlik deneyimi sağlamaya çalışır. Terapi içerisinde hem danışan hem terapist aktiftir. Çeşitli teknikler ve ev ödevleri beraber gerçekleştirilir. Özellikle davranışsal değişimin sağlanması için bireyin terapiye aktif katılımı önemlidir.

Şema terapi sürecinde genel olarak dört adımda gerçekleştirilir. Birinci adım klinik değerlendirme ve eğitimdir. Süreç kişi ile ayrıntılı çocukluk öyküsü ,şu an terapiye başlama sebepleri ve yaşam koşullarını içeren ayrıntılı bir klinik değerlendirme ile başlar. Bu değerlendirme ile kişinin sorunun şema terapiye uygun olup olmadığı tespit edilir. Şema terapi kişi için en uygun yöntem olduğu anlaşılırsa kişinin sahip olduğu şemalar, şemaların kökenleri ve bu şemalara yönelik başa çıkma davranışları tespit edilerek terapiye devam edilir. Ardından bireyde var olan şemaların günlük hayatta yansımaları ,geçmiş kökenlerine yönelik olarak danışana psikoeğitim verilir. Hayatı yeniden keşfedin kitabını okuması istenir. Ve bu kitap üzerinden şema dili öğretilir. Bu sonradan gerçekleştirilerek çalışmalar için bu adım gereklidir.

Ardından çeşitli bilişsel ve davranışsal teknikler kullanılarak bireyin şemaları, başa çıkmaları hakkında bilişsel bir farkındalık yaratılmaya çalışılır. Şemaların ebeveynlik kökenleri, içerdikleri mesajlar, şimdi ortaya çıktığı durumlar incelenir. Ve şemaların doğruluğu sorgulanır. Bu sayede bireylerin şemaya yönelik tepkilerinin ortaya çıkan çocukluk koşullarında çocuğu hayatta tutuğu ancak şu an kişiye zarar verdiğinin fark edilmesi sağlanmaya çalışılır. Bu sayede bireyin duygusal ihtiyaçlarını karşılamak var daha uyumlu seçenekler olduğunu bilişsel olarak fark ettirilmesi amaçlanır.

Şemalara yönelik bilişsel farkındalık sağlandıktan sonra çeşitli yaşantısal stratejiler kullanılarak duygusal farkındalık sağlanır. Bu teknikler ile yeterli ebeveyn rolüne bürünerek geçmiş yaşantılarını çalışırlar. Bu sayede terapist danışan ile kurulan özel ilişki üzerinden danışanın duygusal ihtiyaçları giderilmesine yardım eder. Ardından çeşitli danışanın kendi duygusal ihtiyaçlarını gidermesi sağlanır.

Dördüncü ve son adımda davranışsal değişimdir. Duygusal ve düşüncesel farkındalık sağlayan danışanların şemalarını kalıcı olarak değiştirebilmek davranışsal değişim gerçekleştirmelidir. Bu aşamada danışanın aktif katılım göstermesi önemlidir. İlk önce tedavi hedeflerine uygun olarak belirli problem davranışlar belirlenmeli, bu davranışları değiştirmek adına motivasyon sağlanmalı ve değişim hazırlanılmalı son olarak değişim gerçekleştirilmelidir. Değişimin gerçekleşmesi için bu davranışların aile kökenleri incelenmeli ,avantaj ve dezavantajları konuşulmalıdır. Çeşitli başa çıkma kartları ve provalar ile hazırlanır.

Şema terapi seansları ayaktan tedavi gören danışanlar haftada bir kez şeklinde uygulanır. Şema terapi yıllarca devam eden kronik sorunları çözmeye yönelik bir terapi yöntem olduğundan terapinin ne kadar süreceği danışanın ihtiyacına ve kişiliğine bağlıdır.

Şema Terapide Kullanılan Teknikler

Şema terapistleri, terapi boyunca çeşitli teknikler kullanırlar. Bazı teknikler, bazı insanlar ve şemalar için diğerlerinden daha iyi çalışabilir. Bu yüzden belli bir teknik sizin içe işe yaramıyorsa bunu terapistiniz ile paylaşın.

Uygulanan teknikler ile birlikte şema terapi de en önemli iyileştirici unsur terapist ile kurulan ilişkidir. Bu ilişki de en önemli tutumlar empatik yüzleştirme ve sınırlı yeniden ebeveynliktir. Her iki kavramda sizin iyiliğinizi göz edilerek uygulanır. Siz kendinizi güvende ve rahat hissettiğinizde sonuç verir.

Empatik yüzleştirme: Terapist size empatik bir şekilde yaklaşarak şemaların oluşturduğu düşünce duygu ve algılayış şekillerinin doğruluğu ile ilgili yüzleştirmeler yapar. Bu sayede şemaların değişimi için gerekli motivasyon sağlanmaya çalışır.

Sınırlı Yeniden Ebeveynlik: Terapist terapinin getirdiği sınırlar içinde kalarak çocuklukta giderilemeyen duygusal ihtiyaçlarınızı giderilmesine yardımcı olur. Belli koşullar içerisinde size bakım ,ilgi ,empati, anlayış, kabul ve güvenlik hissi sağlar. Şemaların değişimi için duygusal koşullar oluşturulur.

Genel olarak, bu kavramlar dört kategoriye ayrılan tekniklerle gerçekleştirilir:

Yaşantısal teknikler: Şemaların ortaya çıkardığı duygulara odaklanarak çeşitli şekillerde onları değiştirmeye çalışırlar. Amaçlamaların yarattığı olumsuz duyguları değiştirmek , duygusal ihtiyaçların karşılanmasına yardımcı olmaktır. Yaşantısal teknikler, şemalara karşı duyguların kullanılmasını içerir. Duyguları tam olarak deneyimlemenize ve onları terapinin güvenliği içinde ifade etmenize yardımcı olurlar. İmgeleştirme teknikleri üzerinden gerçekleştirilir.

Bilişsel teknikler: Şemaların oluşturduğu düşünce ve algı kalıplarını tespit etmeyi ve onları değiştirmeyi içerirler. Bu algı, düşünce ve inançların doğruluğunu mantıksal olarak sorgulanır. Şemaları destekleyen ve desteklemeyen kanıtlar incelenir. Şemaların tetiklendiği durumlara yönelik olarak başa çıkma kartları hazırlanır.

Kişiler arasında teknikler: Şemaların ilişkilerimizin üzerindeki yansımaları incelenerek ilişkiler üzerindeki şemaları değiştirmek adına neler yapabileceği saptanır.

Davranışsal teknikler :Şemaların kalıcı değişimi için davranışsal değişim gereklidir. Davranışsal teknikler şemalara karşı kullanılan baş etme biçimlerinden kaynaklanan davranış kalıpları değiştirilmesine odaklanır. Çeşitli rol yapma ve imgelem çalışmaları kullanılarak duygusal ihtiyaçların uyumlu bir şekilde giderilmesinin öğrenilmesi hedeflenir.

Şema Terapinin Sınırlılıkları

Şema terapi uzun süreli ,kronik problemlerin tedavisine odaklanan bir terapi yöntemidir. Özellikle borderline kişilik bozukluğu gibi kişilik problemleri, uyum sorunları, ilişki problemleri ,kronik depresyon ,kronik kaygı sorunları için etkilidir. Çocukluk travmaları üzerine etkilidir. Travma sonrası stres bozukluğu gibi akut problemlerde başka terapi teknikleri ile birlikte kullanılması gerekmektedir.

Bilişsel Davranışçı Terapi

Bilişsel davranışçı terapiler, günümüz psikoterapilerinde önde gelen yaklaşımlardan biri haline gelmiştir. Bu tür psikoterapi, tarihsel olarak insanlığın toplu olarak ulaştığı bazı ortak noktaları içermesi haricinde, bilimsel ve ampirik bilgiyi psikoterapi pratiğine taşımayı başarmıştır.

Bilişsel terapinin kurucusu Beck’in yeni gelişmelere ve deneysel bilgiye verdiği önem, birçok teoride gözlemlenen katılaşma ve donmanın bilişsel terapide yaşanmamasını sağlamıştır. Bilişsel terapinin gelişime ve yeniliğe açık bir yapısı vardır.

Bilişsel davranışçı psikoterapiler, çeşitli terapi okullarını kapsayan şemsiye bir terimdir. Bilişsel davranışçı terapi (BDT) duygudurum, anksiyete, kişilik, yeme, madde kullanımı, tik ve psikotik bozukluklarının tedavisinde kullanılan; yapılandırılmış, kısa süreli, günümüze odaklı ve direktif bir psikoterapidir.

Bilişsel davranışçı terapi, mevcut sorunların çözümüne, işlevsiz düşünce ve davranışları değiştirmeye odaklanır. Esas olarak kullanılan isim, temel davranışsal ve bilişsel ilkelerin bir kombinasyonu anlamına gelir. Bu uygulama, belirli bir zihinsel bozukluğun tek bir davranışçı veya sosyal öğrenme ilkesiyle açıklanamayacağını, ancak davranışsal, sosyal öğrenme ve bilişsel bakış açılarının bir kombinasyonu kullanılarak anlaşılabileceğini kabul eder.

BDT bir “problem çözme” ve “eylem odaklı” terapi yaklaşımıdır. Bilişsel davranışçı terapi düşüncelerimizin, nasıl hissettiğimizi ve nasıl davrandığımızı belirlediğini vurgulayan yapılandırılmış bir terapi modelidir.

BİLİŞSEL DAVRANIŞÇI MODEL VE TEMEL VARSAYIMLARI

Klinik olarak ele aldığı bilgiyi, bireyin bilişsel yapısını kavramsallaştırarak iki ana başlık altında inceler: otomatik düşünceler ve şemalar. Şemalar ise iki gruba ayrılır: ara inançlar (varsayımlara ve kurallara dayalı) ve temel inançlar.

Bu üç bilişsel grubu iç içe geçmiş üç daire olarak düşünürseniz, otomatik düşünceler yüzeyde, devamında ara inançlar ve en çekirdekte ise temel inançlar olur. Danışanın otomatik düşüncelerinin, çıkarımlarının, varsayımlarının deneysel olarak çalışılması, araştırılması gibi konulara vurgu yaparak diğer psikoterapi ekollerinden ayrılır.

TERAPİ SÜRECİ

BDT genellikle üç aşamadan oluşur. Başlangıç ​​aşamasında danışanın var olan sorunu değerlendirilir. Terapinin aktif aşamalarına hazırlanmak için ise danışana psikoeğitim verilmektedir.

Semptomlar, semptomlarla ilintili faktörler, bilişsel ve duygusal özellikler tanımlandıktan sonra bir tedavi planı yani formülasyon geliştirilir. Klinik değerlendirme ve psikoeğitimden sonra daha aktif olan aşama başlar.

Bu aşamada, danışanın temel semptomlarıyla uyumlu bilişsel davranışçı teknikler ve müdahaleler uygulanır. Semptomlar klinik anlamda önemli ölçüde azaldığında ve danışanlar nüks önleme için hazır olduğunda bu aşama tamamlanır. Tedavinin son aşamasında, genelleme, sürdürüm ve nüks önleme tekniklerine yoğunlaşılır.

BDT doğası gereği zaman sınırlıdır. Birçok BDT tedavisi, 10-20 seans gibi bir sürede önemli klinik iyileşmeye ve semptom azalmasına yardımcı olur. Bilişsel davranışçı terapi seansları ayaktan tedavi gören hastalarda haftada bir veya iki kez şeklinde uygulanır. Bununla birlikte seanslar arasında ev ödevlerini uygulamak için yeterli zaman olduğundan emin olunmalıdır.

KULLANILAN TEKNİKLER

Bilişsel davranışçı terapi, sorun çözme tekniklerini, bilişsel teknikleri ve davranış tekniklerini birlikte kullanır. Bu tekniklerin başlıcaları, sorunu baş edilebilir küçük parçalara ayırma; sorunu çözmeye engel olan düşünce ve inançları saptama; olumsuz ve işlevsel olmayan duygu ve davranışlara eşlik eden otomatik düşünceleri ve inançları saptama; yönlendirilmiş keşifle anlamlara ulaşma, altta yatan varsayımlara ve inançlara ulaşma; fonksiyonel olmayan düşünce ve inançları yeniden yapılandırma; aktiviteleri izleme ve programlama; kademeli eyleme geçme; düşünce ve inançları sınamaya yönelik alıştırmalar; aşamalı maruz bırakma ya da alıştırma egzersizleri başlıca kullanılan tekniklerdendir.

Varoluşçu Terapi

Varoluşçu terapi, insanın anlam ve değer arayışı gibi varoluşçu felsefenin ilgi alanlarına dayanan bir psikoterapi türüdür. Varoluşsal psikoterapi diğer terapi ekollerine göre daha felsefi bir bakış açısına sahiptir. İnsanın özgür iradesini kişinin hayatında bir anlam yaratma ve mevcut yaşamında anlam bulması için teşvik edici rol oynar. Kökeni varoluşsal teoriye dayanmaktadır. Varoluşsal teoriye göre kişi kendi seçimlerinin sorumlusudur ve hayatında özgürdür. Bireysel, çift, aile ve grup terapilerinde uygulanabilen bir ekoldür. Rollo May’e göre varoluşsal psikoterapiyi ‘’kişinin kendi varlığıyla doğrudan ve saf bir biçimde karşılaşması’’ şeklinde tanımlamıştır. İnsanın varoluşsal problemlerini terapinin ana merkezine koymaktadır.

Varoluşsal terapi, varoluşçu teoriye dayanır. Her insanın hayatta yalnız olduğunu, yaşamın birey için bir anlamı olması gerektiğini, kişinin kendi eylemlerinden sorumlu olduğunu ve ölümün kaçınılmaz olduğunu belirtir. Varoluşçu teori, bir insanın anlamlı bir yaşam yaratmak içim özgür iradeye sahip olduğunu söyler.

Varoluşçu ekole göre insanın 4 tane varoluşsal kaygısı vardır:

  1. Yalnızlık (İzolasyon): Varoluşçular insanın doğuştan yalnız olduğunu söylemişlerdir. Hayata bağımsız bir varlık olarak geliriz ve hayattan yalnız bir şekilde ayrılırız. Varoluşsal izolasyonun doğası bunu gerektirmektedir. Birey günlük hayatında bu kaygıyı kolaylıkla fark edebilmektedir. Kişi bu kaygının farkında olup kabul ettiği sürece insanlarla sağlıklı ilişkiler kurabilmektedir aksi takdirde yalnız kalma kaygısıyla sağlıksız ilişkiler kurma ihtimali daha yüksektir. İzolasyonla ilgili varoluşçu terapinin amacı, danışanların başka bireylerle bağlantı kurmasına yardımcı olurken aynı zamanda kaçınılmaz olan kişiler arası mesafeyi kabul etmelerine yardımcı olmaktır.
  2. Özgürlük: İnsanlar anlamlı yaşamlar yaratma özgürlüğüne ve sorumluluğuna sahiptir. Birey yaptığı her eylemde olduğu gibi yapmadığı her eylem için de sorumludur. Bu sorumluluğun farkında olmak kişinin hayatında aldığı kararların kendisinin üretimi olduğunu anlamasına yarar. Özgürlük kaygısı günlük hayatta fark edilmesi zor bir kaygıdır. Kişi bu kaygıyı hissetmemek için kendi kararlarından başkalarını sorumlu tutar veya başkalarının onun yerine karar almasını bekler. Kişinin kendi sorumluluğunu üstlenmemesi psikolojik problemlere sebep olacağından psikoterapilerde bu kaygı üzerine yani kişinin kendi kararlarının sorumluluğu kabul etmesi üzerine çalışılmaktadır.
  3. Ölüm: Ölüm hayatın kaçınılmaz bir gerçeğidir. Birey doğduğu andan itibaren bu olguyla yaşamaktadır. Yaşamın olduğu yerde ölüm, ölümün olduğu yerde de yaşam bulunmaktadır. Bu kaygı ölümün kaçınılamayacak bir olgu olduğunun gerçeği ile yaşama arzusu arasındaki çatışmadan ortaya çıkar. Psikopatoloji ölümün kaçınılmazlığı ile başa çıkamamaktan kaynaklanmaktadır. Birey bu kaygıyı bastırmak için yaşam enerjisinin büyük kısmını harcamaktadır.
  4. Anlamsızlık: Birey sürekli hayatına bir anlam atfetmeye çalışır ve hayatın anlamını sorgular ancak ölümün olduğu dünyada her şey yok olacaksa yaşamın ne anlamı var şüphesiyle karşı karşıya kalır. Bu şüphe anlamsızlık kaygısına sebep olur. Hayatta her şey geçiciyse fikri kişide psikopatolojiye sebep olabilir.

Varoluşçu terapistler, insanların dört varoluşsal kaygıyla nasıl etkileşime girdiklerinden dolayı psikolojik problemler yaşadıklarına inanırlar. Terapide kişi, insan yalnızlığının neden olduğu içsel çatışmayı, yaşamın hiçbir anlamı olmadığı hissini, hayatının sorumluluğunu ve ölümün kaçınılmazlığını ele alır. Terapinin amacı, kaygı veya suçluluk gibi “olumsuz” duyguları ortadan kaldırmak değildir. Psikoterapinin genel amacı insanın gelişmesi için bireyi teşvik etmektir. Varoluşsal kaygılar seans içerisinde çalışılmaktadır (örnek; uçağa binme korkusu ölüm kaygısından kaynaklanıyor olabilir).

Varoluşçu terapi, insanların koşullarına rağmen yaşamda anlam bulma özgürlüğüne ve sorumluluğuna sahip olduğunu vurgular. Varoluşçu terapi, bir kişiye tanı koymak veya tedavi etmekle ilgili değildir. Bunun yerine terapist, anlamlı bir yaşam yaratma sürecinde olan kişiye yol arkadaşlığı eder. Varoluşçu terapistler, insanların varoluşsal sorunların farkındalığını sürdürmek ve onlarla birlikte yaşayabilmek arasında denge kurmalarına yardımcı olmaya çalışır.

Varoluşçu terapi, insanlara altta yatan içsel çatışmaları keşfetmek, yaşamda daha güçlü bir amaç duygusu geliştirmek ve onları mevcut koşullarına götüren yolları veya seçimleri incelemek de dahil olmak üzere birçok yönden fayda sağlayabilir. Varoluşçu terapi, aşağıdakiler de dahil olmak üzere birçok farklı ruh sağlığı zorluğunu aşmak için kullanılabilir:

Depresyon, kaygı, travma sonrası stres bozukluğu, madde bağımlılığı, öfke problemleri

Varoluşsal terapi, tıbbi müdahale gerektiren psikiyatrik ihtiyaçları olan kişiler için etkili olmayabilir. Geçmişi analiz etmek isteyen hastalar, günümüzle daha çok ilgilendiği için varoluşçu terapiden de yararlanamayabilir.

Varoluşçu terapi seansına giden ve ilerleyen kişiler hayatında daha fazla anlam bulabilir, motivasyon ve öz farkındalığı artırabilir. Anlam arayışı, varoluşçuluğun temel bir kavramıdır ve bu nedenle varoluşçu terapinin en büyük faydalarından biri, bir danışanın tutkulu olduğu bir amaç bulmaktır. Bu amaç, insanlara kendilerini dünyaya yönlendirebilecekleri ve deneyimlerini anlamlandırabilecekleri bir nokta verirken, hayata karşı olan donukluğu ve ilgisizliği önleyebilir. Varoluşçu terapi, insanların kararlarının kendilerine ait olduğunu ve kendilerine fayda sağlayacak, onlara mutluluk ve tatmin getirecek seçimleri yapma özgürlüğüne sahip olduklarını fark etmelerine de yardımcı olabilir.