Çocuklarımız Gerçekten Büyüyor mu?

Çocuklarımız Gerçekten Büyüyor mu?

Çocuklarımız Gerçekten Büyüyor mu?

Çocuklarımız Gerçekten Büyüyor mu? Günlük hayatlardan örneklerin olduğu, ilk bakışta insanların kendini görebileceği ayrılma bireyleşme özelliğinin yaşamımızdaki karşılığı neler olabilir?

Sevgilisinden ayrılamayan, kendi fikirlerini söylemek yerine çoğunluk kararlarına göre hareket eden, insanlara kolayca küsen ya da ilişkilerinde kolayca endişeye kapılan insanların bu düşünce ve davranışlarının altındaki sebeplerden biri yaşamımızın ilk dönemlerinde edindiğimiz ayrılma bireyleşme deneyimleri olabilir. Peki bu ayrılma-bireyleşme süreci derken neden söz ediyoruz?

Her canlının dünyaya gelişindeki amacın hayatta kalmak olduğu, su götürmez bir gerçektir. İnsan dışındaki hiçbir canlı, hayatta kalmak için bir bakım verene ihtiyaç duymaz. Fakat insan öyle mi? İnsanın dünyaya gelişi ile bakım veren kişiye genellikle anneye olan hayati ihtiyacı başlamaktadır. Bu öylesine yoğun bir ihtiyaçtır ki ana rahmindeki bağlılığı izleyen o süreç, doğumdan sonra da devam etmektedir. Bebek sanki etkisiz bir elemanmışçasına anneye muhtaçtır. Onun beslemesine, giydirmesine, ilgilenmesine ve daha nicesine bağımlıdır. Anne ile bebek arasında adeta ortak bir yaşam söz konusudur.

Çocuklarımız Gerçekten Büyüyor mu?

Çocuklarımız Gerçekten Büyüyor mu?

Annenin bebeğiyle ilgilenme tutumu oldukça önemlidir. Bebek bir ihtiyaç gerilimine girdiğinde bunu sadece ağlayarak ifade edebilir. Ağladığında ihtiyacının sinyalini veren bebek ve bu sinyali aldığında ihtiyacını gidermeye yönelen anne arasındaki ilişkinin niteliği oldukça önemlidir. Bu noktada bebeğin sağlıklı duygusal gelişiminin temelleri oluşmaya başlar. İhtiyacını bir giderip bir gidermeyen anne ilişkisi ile bu ihtiyacı tutarlı bir şekilde gideren anne ilişkisi arasında fark vardır. Bu farklılık, gelişimi devam eden çocuğun duygu düzenlemesi üzerinde önemli etkiler oluşturur. İhtiyaçlarının giderilmesi tutarlı şekilde gerçekleşen çocuklar, duygusal dengelilik açısından dalgalanmaları daha az yaşarken; ihtiyaçlarının giderilmesinde tutarsızlık yaşayan çocukların duygusal dalgalanmaları daha fazla olabilmektedir. Mesela çocuğunun ağlamalarında genellikle yanında olarak sırtını sıvazlayan bir anne, sonraları çocuğu ağladığında hiç ilgi göstermemeye başlarsa çocuk bu tutarsızlık karşısında güvensizliğe düşer ve duygu karmaşası yaşar. Ve yahut annesinin kısa süreli seyahatini bir reddedilme olarak algılayan çocuk, endişe duygusunu daha yoğun yaşayabilir.

Zamanla gelişimi süregelen çocuğun önce emekleme ile birlikte çevreye olan merakı başlar ve çocuk, çevreyi keşfetmek ister. Fakat keşfe çıkabilmesi için kendini güvende hissetmesi gerekmektedir. Oyun oynarken ara ara annesinin nerede olduğuna bakması veya yanına gidip gelmesi, güven duygusunun yenilenmesi gerekliliğini göstermektedir. Aslında bu, yakıtı azalan bir aracın tekrar yakıt dolumuna ihtiyaç duymasına benzer bir durumdur. Bu etkileşim, zamanla süreklilik boyutuna ulaştığında çocuğun güvenli bir şekilde özerkliğinin oluşmasına zemin hazırlar. Çocuk, özerkleşme çabalarının bir tehdit oluşturmadığını deneyimlediğinde annesinden ayrılmaya başlayıp bireyleşmenin güvenli bir yol olduğunu görür. Bu yolu içselleştirdiğinde ise artık bireyleşme özelliğinin kazanımları elde edilir.

Kişisel tercihlerine yönelebilen ya da fikirlerini ortaya koyabilen ve bunları yaparken yüksek kaygı yaşamayan bireyleri görürüz. Bu bireylerin ayrılma bireyleşme dönemlerini sağlıklı bir şekilde tamamladıkları söylenebilir. Ancak durumun tersinin görüldüğü durumlar da yaşanmaktadır. Çocukluğunda özerkleşme çabalarının bir tehdit unsuru olduğunu deneyimleyen birinin, yetişkinliğinde bireysel tercihlerini ifade edememe ve aksiyona dökememe ya da tercihlerini gerçekleştirdiğinde suçluluk hissetme gibi durumlar yaşadığı görülebilmektedir. Bu durumda ise bu bireylerin ayrılma bireyleşme dönemlerinde problemler yaşadığı söylenebilir.

Hayatımızda pek çok kere karşılaştığımız ama nedenini anlayamadığımız bu durumların nedenlerinden biri ayrılma bireyleşme deneyimidir. Çocuklarımızın fiziksel büyümelerini rahatlıkla gözlemleye biliyorken psikolojik büyümelerini de aynı hassasiyette gözlemleyebiliyor muyuz?

Psk. Çiğdem Gezici

Share on facebook
Facebook
Share on twitter
Twitter
Share on linkedin
LinkedIn
Share on whatsapp
WhatsApp

Bir cevap yazın

Your email address will not be published. Required fields are marked *

Post comment

Support Seven Courses!

Lorem ipsum dolor sit amet consectetur adipiscing elit dolor
donate

Recent posts

Featured articles