KLİNİK GÖRÜŞME/TEMEL KONULAR VE HAZIRLIK

KLİNİK GÖRÜŞME/TEMEL KONULAR VE HAZIRLIK

KLİNİK GÖRÜŞME

2.TEMEL KONULAR VE HAZIRLIK

 

KLİNİK GÖRÜŞMENİN TANIMINA DOĞRU

Klinik görüşmeyi tanımlamak için birçok farklı tanım bulunmaktadır. En açık ve net tanım olarak ‘Görüşme, bir kişinin -görüşmeci- diğer bir kişiye -danışan- bir dizi soru sorduğu kontrollü bir durumdur.’ tanımını ele alabiliriz.

Geniş bir tanım verecek olursak eğer; görüşmeci ile danışan arasında profesyonel bir ilişkinin olduğu, danışanın görüşmeci ile iletişime geçmesiyle birlikte asgari bir düzeyde de olsa bir sonuç elde etme motivasyonunda olduğu, görüşmecinin danışanı anlamak için aktif dinleme becerileri, çeşitli psikolojik testler uyguladığı ve bu esnada aralarında hem sözel hem de sözel olmayan bir iletişimin bulunduğu, görüşmeci ve danışanın kişilik özellikleri, tutumları ve ortak hedefleri gibi pek çok faktörü içerisinde bulunduran ve bunlardan etkilenen bir süreç tanımlamasını yapabiliriz.

Profesyonel İlişkinin Doğası:

            Profesyonel ilişki, bir tarafın diğer tarafa ya da kişiye, hizmet sunmasına yönelik açık, net onay almasının gerekli olduğu ilişki olarak tanımlanır. Bu ilişkide taraflar arasında bir görüş birliği olması gerekmektedir. Bu görüş birliği psikoterapide bilgilendirilmiş onama karşılık gelmektedir. En temel tanımla bilgilendirilmiş onam, görüşme esnasında sunulan hizmet konusunda danışana tüm önemli bilgilerin verilmesidir. Ayrıca danışanın özgür iradesi ile terapi sürecine onay verdiği anlamına da gelir. Profesyonel ilişki, aynı zamanda verilen hizmetin karşılığının ücrete tabi olduğu anlamına da gelmektedir. Bir klinik görüşmeci, saygı, ilgi, yakınlık ve iş birliği sunmada uzman olmanın yanında profesyonel mesafesini korumalı ve nesnel olmalıdır.

Danışanların Gerekçeleri:

            Danışanlar terapiye, kişisel sıkıntıları ve/veya başa çıkma sorunları nedeniyle gelmiş olabilirler. Bu kişiler sorunlarını kendi başlarına çözemedikleri için kendilerini genellikle yenilmiş ve çaresiz hissederler. Aynı zamanda bu problemlerin sorumluluklarını üzerlerinde taşırlar. Bu nedenle danışan ciddi bir depresyon sürecinde değilse terapiye karşı motivasyonu yüksek olabilir.

Düşük motivasyon ile terapiye gelen bir danışanın başkasının yönlendirmesi ile terapi sürecine zorlanmış olması muhtemeldir. Burada eş/partner ya da gözetim memurunun (şartlı tahliye gibi) yönlendirmiş olmasını örnek verebiliriz. Bu gibi durumlarda danışanların motivasyonları genellikle, terapiyi bitirmek ya da terapist tarafından ‘iyi’ olduğunun söylenmesidir.

Kişisel gelişimleri için terapiye başvuran danışanlar vardır. Bu danışanlar genellikle katılım konusunda yüksek motivasyona sahiptirler.

Çözüm odaklı terapistler, danışanların gerekçelerini değerlendirirken üçlü bir sınıflandırma yapmaktadırlar:

Tedaviye Gelenler: Bu danışanlar zorunda kaldıkları zaman terapiye gelirler. Net olarak değişime yönelik kişisel ilgi ve motivasyonları yoktur.

Şikayetçiler: bu danışanlar terapiye kişisel sıkıntı ve bir başkasının ısrarının birleşimi ile gelirler. Değişime yönelik hafif düzeyde ilgi ve motivasyonları vardır.

Değişime Açık Olanlar: Bu danışanlar değişimleri ile yakından ilgilidirler. Semptomlarının azalması ve/veya kişisel gelişim için gelirler.

Ortak Hedefleri Belirleme:

            Danışanla birlikte ortak terapi hedeflerin belirlemek için terapist ölçme ve değerlendirme yöntemlerini kullanmalıdır. Bunun anlamı, danışanı ölçme ve değerlendirme sürecine dahil etmek ya da danışanın kendi kendini değerlendirmesini sağlamaktır. Danışan ile terapist, danışanın sorunları konusunda hem fikir olabilirlerse, terapi hedeflerini belirlemek daha kolay ve sorunsuz olacaktır. Peki ya bu nasıl olacak? Bunun yolu artık pek çok terapi yaklaşımına göre, danışanın bakış açısına, onun uzmanlığına daha fazla değer vermekle gerçekleşmektedir. Son yıllarda farklı yönelime sahip birçok uygulamacı, danışanın kişisel yaşam deneyimi ve yorumu için uzman terapistin geriye doğru bir adım atmasının gerektiğinde hemfikirdir. Artık danışanın uzmanlığını tanımak görüşmeciler için kaçınılmaz hale gelmiştir. Bu kısmen danışanların kendileri ve hayatları hakkında, farklı çeşitliliklerde algı ve bakış açılarına sahip olduklarına yönelik artan farkındalığımızdan kaynaklanmaktadır. Bunun yanı sıra uzman görüşmeci, ilk seanstaki ilk değerlendirme girişimini, danışanın problemini sunuş şekline dikkat ederek danışanın terapiden beklentilerini anlamak için, terapi hedeflerini incelemek ve problemi çözmek için daha önceki girişimlerini ya da onu terapiye getiren problemleri gözden geçirerek amacıyla yapılandırabilir. İlk değerlendirmede danışan ile terapistin hedefleri bağdaşmıyorsa terapistin yükümlülüğü danışana farklı bir terapistle çalışma seçeneği sunmaktır.

Etkin Dinleme Becerisi ve Psikolojik Testlerin Uygulanması:

            Ölçme, değerlendirme ve müdahale, yardım süreçlerinin temelindeki ortak unsur hassas ve etkin dinlemedir. Genelde danışanı dinlemenin en iyi yolunun ustaca sorular sormak olduğu düşünülse de bu yanlıştır. Sorular sormak danışan için yönlendirici bir müdahale olabilir ve danışan için her zaman kendini özgürce ifade etme fırsatı vermez. Ne kadar alakasız ve engelleyici görünürse görünsün aktif biçimde danışanınıza yardım etme veya onu yönlendirme dürtüsüne direnin. Onun yerine daha önce dilediğinizden çok daha derin, tamamıyla kendinizi vererek ve dikkatlice danışanınızı dileyin. Bunu yapmak muhtemelen danışanınıza gerçek anlamda yardım etme çabanızdan daha fazla işe yarayacaktır. Unutmayın bazen aktif dinleme de bir müdahaledir.

ÖZFARKINDALIK

            Profesyonel görüşmeciler olarak sürekli, daha önce hiç tanımadığımız kişilerle psikolojik, sosyal ve duygusal temas içerisinde oluruz ve bunu genellikle 45-50 dakika gibi kısa bir sürede başarmalıyızdır. Danışanınınız ile başarılı bir temas için, onların kültürlerine, değerlerine, farklı davranış tarzlarına hoşgörülü olabilirsiniz ama bunun yanında kendi psikolojik, sosyal, kültürel, duygusal varlığınızın da farkında olmalı ve duyarlı olmalısınız. Özellikle klinik görüşmeciler için özfarkındalık olumlu bir özelliktir.

KLİNİK GÖRÜŞME/TEMEL KONULAR VE HAZIRLIK

KLİNİK GÖRÜŞME/TEMEL KONULAR VE HAZIRLIK

Özfarkındalık; görüşmecilere, kişisel önyargılarının ve duygusal durumlarının, danışanlarını değerlendirirken nasıl etkili olabileceğini anlamaları konusunda yardım eder. İyi görüşmeciler, görüşmeci-danışan ilişkisine girmeden önce kendini ve kendi ilişkilerini anlamaya çalışırlar. Ruh sağlığı uzmanlarının görüşmelerinin ideal bir performansta olabilmesi için, iyi düzeyde psikolojik, duygusal ve sosyal farkındalığa sahip olmaları gerekir.

Peki ya özfarkındalığımızı nasıl geliştirebiliriz? Bunun için objektif özfarkındalık yöntemi kullanılabilir. Ses ve video kaydı aracılığıyla sesimizi ve konuşma kalıplarımızı dinlemek; yüz ifadelerimizi, fiziksel hal-tavırlarımızı izlemek, kendimizi farklı bir bakış açısıyla görmemize yardımcı olur. Bu hem kişisel hem de profesyonel olarak farkındalığımızın artması açısından önemlidir. Fakat sanıldığı kadar kolay bir süreç değildir. Sancılı geçecek olması muhtemeldir.

Belli başlı özfarkındalık türleri vardır. Bunlar: fiziksel özfarkındalık, psikososyal özfarkındalık, gelişimsel özfarkındalık, kültürel özfarkındalık, görüşme beklentileri ve yanılgılarına yönelik farkındalıktır.

Fiziksel Özfarkındalık:

            Fiziksel özfarkındalık, ses özellikleri, beden dili, beden ölçüsü ve kişinin diğer fiziksel özellikleriyle ilgili farkındalığı kapsar. Bu -fiziksel açıdan- diğer insanları nasıl etkilediğimizle ilgili farkındalık kazanmamız bakımından önemlidir.

Psikososyal Özfarkındalık:

            Psikososyal özfarkındalık başkalarının gözünden kendinizi nasıl gördüğünüzdür. Ama sadece başkalarından kendimiz için aldığımız geribildirimler olarak sınırlamamız doğru olmaz. Bizim psikolojik, sosyal ve duygusal ihtiyaçlarımızla ve başkalarının bizim hayatımızı nasıl etkilediği ile de ilişkilidir.

Gelişimsel Özfarkındalık:

            Gelişimsel özfarkındalık, kişinin kişisel geçmişi ve kişisel gelişimini önemli ölçüde etkileyen belirli olaylara yönelik farkındalık anlamına gelir. Herkesin benliğinin çok özel yönlerini tanımlayan en az birkaç canlı anısı vardır. Genellikle bu anılar, özellikle gelişimsel geçmişte yaşanan kişisel mücadeleleri, zaferleri ya da travmaları içeriyor olabilir.

Kültürel Özfarkındalık:

            Kişinin kendi doğduğu kültürünün ona getirdiklerinin farkında olmak anlamına gelmektedir.

Görüşme Beklentileri ve Yargılarına Yönelik Farkındalık:

            Burada görüşmeci, görüşme yapmaya başlamadan önce, beklentilerini biraz daha derinden keşfeder. Özellikle bir klinik görüşmeci olarak kendinizden beklentilerinizi düşünün.

FİZİKSEL ORTAM

            Görüşmeci ve danışan konuşmak için karlı karşıya geldiğinde, birçok çevresel faktör danışanı etkiler. Görüşmeciler bu değişkenlerin etkisiyle ilgili bilinçli olmalı ve klinik görüşme yapmadan önce bunların üzerinde dikkatlice düşünmelidir.

 

 

 

Oda:

            Klinik görüşmenin yapılacağı oda için asgari şart mahremiyettir. Profesyonel bir dekorasyon mahremiyetten sonra gelir. Oda seçiminde profesyonel bir resmiyet ve gündelik konfor arasında bir denge kurulmalıdır. Odanızı profesyonel kimliğinizin bir parçası olarak görmelisiniz. Danışanınızın rahat konuşabileceği bir ortam olarak organize edilmiş olmalıdır. Klinik görüşmenin yer ve zamanı önceden düzenlenmiş olmalıdır. Seans öncesinde oda havalandırılmalı ve varsa dağınıklık toplanmalıdır. Danışan gelip, seansa başlandıktan sonra ise rahatsız edilmemek adına klinikteki tüm çalışanların kapıyı çalmaması veya odaya girilmemesi gerektiğini bilmesi gerekmektedir. Telefonlar sessize alınır. Danışanın mahremiyetinin korunması adına odanın ses yalıtımının sağlanması çok önemli bir noktadır. Fakat tüm bu koruyucu işlemler arasında kapıyı kitlemek yoktur. Çünkü bu hem danışanın hem de terapistin kendini güvende hissetmesini engeller.

Oturma Düzeni:

            Öncelikle oturma düzeni için bilinmelidir ki danışan mevcut oturma düzeninde rahat değilse oturma düzeni için ısrar edilmemeli, danışanın bu seçimi yapmasına izin verilmelidir. Oturma düzenini belirleyen belli faktörler vardır. Bunlardan biri görüşmecinin kuramsal yönelimidir. Psikanalistler genelde kanepeleri, davranışçılar genellikle yarı yatar koltukları, kişi-merkezli terapistler ise genellikle statü ve konfor bakımından eşit olmanın önemini vurgular.

Genellikle ilk görüşmelerde, görüşmeci ve danışan birbirleriyle 90 ile 150 derece arasında bir açı olacak şekilde oturmalıdır. 90 derece açılı oturma düzeni geleneksel ve güvenlidir. Genellikle kimseyi rahatsız etmez.

Ofisteki Dağınıklık ve Düzen:

            Buradaki önemli nokta ofisteki düzenin istikrarlı şekilde sürdürülmesidir. Dağınık bir ofis ortamı danışanlar için hiçte sağlıklı ve güvenli bir imaj yaratmaz.

Not Alma:

            Terapide not olma konusu birçok terapist tarafından tartışılmaya devam etmektedir. Bazı terapistler seans bittikten sonra not tutulması gerektiğini savunurken bazı terapistler ise mükemmel hafızanın olmayacağı ve seans esnasında da not tutulabileceğini savunur. Burada asıl önemli olan not tutmada danışanın tepkisidir. Görüşmeci, her zaman, danışanı not almaktan daha çok önemsemelidir. Danışana neden not aldığınızı açıklamanız aranızdaki güveni zedelemeyecektir. Aynı zamanda notlarınızı asla gizlemeden, kapamadan almalısınız. Aksi takdirde danışanınızda gizem ve merak uyandırabilirsiniz. Bu nedenle danışanınızın okumasını istemeyeceğiniz hiçbir şeyi not almayın. Danışanınız yazdıklarınızı okumak isterse endişesini sorgulayarak, okuyabileceği önerisini sunun.

Ses ve Video Kaydı Kuralları:

            Ses veya video kayıt cihazı ile seanslarınızı kayıt altına alacaksanız öncelikle danışanınızdan bunun iznini almanız gerekmektedir. Danışanınız izin verdiği takdirde kayıta başlayabilirsiniz. Danışanınız izin veriyse ve kayıt cihazı kullanacaksanız eğer o zamanda bunu olabildiğince sessiz ve rahatsız edici olmadan yapmaya özen göstermeniz gerekmektedir.

 

PROFESYONEL VE ETİK KONULAR

Kendini Sunma:

            Başarılı bir görüşme için görüşmeci birincil araç olarak görülür. Görünüm ve kendini sunuş, profesyonel klinik görüşmenim önemli bileşenlerindendir.

İlk olarak kişisel bakım ve kıyafete bakacak olursak, şöyle giyinilir, böyle giyinilir gibi kurallar yoktur. Burada önemli olan özfarkındalıktır. Yani kıyafetlerinizin başkalarını nasıl etkileyeceğinin farkında olunmasıdır. Danışanlarınızın dikkatini çekecek, odaklanmalarını sekteye uğratacak kıyafetlerin tercih edilmemesi sağlıklı bir görüşme için önemlidir.

İkinci olarak referansları sunmaya baktığımızda burada en önemli nokta gözlemcini statüsünü açık ve dürüst bir şekilde danışanına bildirmesidir. Danışanınıza kendinizi tanıttıktan sonra size referanslarınız hakkında soru sormaları için fırsat tanımalı ve sorularına lafı dolandırmadan ve savunmaya geçmeden cevap vermelisiniz. Referansları abartarak kendinizi yanlış tanıtmanız, etik bir ihlaldir. Eğer süpervizyon kapsamında danışan görüyorsanız o zaman kendinizi tanıtırken mutlaka bundan da bahsetmelisiniz.

Zaman:

            Klinik görüşmeler genellikle 45-50 dakika sürmektedir. Zaman sınırlaması daima dikkat edilmesi ve saygı gösterilmesi gereken bir konudur. İlk görüşmeler için zaman sınırlaması biraz daha farklı olabilir. Vakayı tanımak ve tedavi amaçlarını belirlemek için 50 dakikalık bir süre kısa kalabilir ve ilk görüşmenin süresi 90 – 120 dakika arasında planlanabilir.

Seansa zamanında başlamak önemlidir. Terapistin dakik olması gerekmektedir. Terapist nedenli bir geç kalınma durumunda danışandan özür dilenerek o süre kadar telafi yapılmalıdır. Aynı hassasiyeti görüşmeye erken başlamakta da devam ettirmeliyiz. Danışanınız randevu saatinden erken gelip başlamak isteyebilir. Burada yapılması gereken ona hayır cevabı vererek görüşmenin saatinde başlayacağını bildirmektir. Eğer danışan kaynaklı bir geç kalma varsa burada seansın normal bitmesi gereken saatinde bitmesine dikkat edilmelidir. Terapist olarak o danışandan sonra boşluğunuz olsa bile seans uzatılmaz ve olması gerektiği saatinde bitirilir.

Gizlilik:

Gizlilik noktasına baktığımız zaman işin içerisine etik girmektedir. Etik, ahlaki ilkelere bağlı kalarak doğru olanı yapmak için harcanan çaba olarak tanımlanabilir. Psikologluk yasal ve etik standartları bulunan profesyonel bir meslektir. Bu nedenle mesleki etik; psikoloji mesleğinin ve biliminin standartlarını belirlemek, bu standartları en yüksek düzeyde uygulayıp, korumak adına vardır. 5 temek etik ilkemiz vardır. Bunlar:

  1. Yetkinlik / Yeterlilik
  2. Yararlı Olmak ve Zarar Vermemek
  3. Sorumluluk
  4. Dürüstlük
  5. İnsan Haklarına Saygı ve Ayrımcılık Yapmama

Gizlilik başlığı altında inceleme yaptığımız zaman üçüncü madde olan sorumluluk ilkesini ele almış oluruz. Gizliliğin Korunması Sorumluluğu: Psikolog çalışması boyunca hizmet verdiği kişi ve kurumlardan edindiği bilgileri gizli tutmakla yükümlüdür tanımlaması kullanılır. Gizlilik ve sınırları ile ilgili profesyonel ilişkinin başında danışana bilgilendirme yapılır. Kişi ve/veya kurumlara ait her türlü bilgi, değerlendirme, görsel kayıt ya da yazılı metinler, psikolog tarafından koruma altında tutulur. İkinci bir kişiyle paylaşılması gereken durumlara, danışandan izin alınması şarttır. Ama iki önemli noktada gizliliğin sınırları ihlal edilir.

  1. Hizmet verilenin, kendine, psikoloğa ve diğer insanlara yönelik bir zarar vermiş ve/veya verecek olma durumu söz konusu ise.
  2. Hizmet alanın 18 yaş altı çocuk veya ergen olduğu, cezai ehliyeti olmayan yaşlı veya özürlü olduğu her türlü kötüye kullanım durumlarında.

Bilgilendirilmiş Onam:

            Danışanların alacakları tedavinin doğasıyla ilgili bilgilendirmeye yönelik etik ve bazen de yasal koşulları içeren yazılı metindir. Danışan onay veya reddetme hakkına sahiptir. Bu metin oldukça sade bir dille yazılmalıdır. Onam belgesinin içeriğinde, kişisel özgeçmişimizle ilgili, kuramsal yaklaşımımızla ilgili, eğitimlerimiz ve kullanacağımız teknikle ilgili gerekçeleri içeren en az iki üç paragraf olmalıdır. Teşhis, aile üyelerinin olası katılımı, danışma ve süpervizyon uygulamaları, kaçırılan randevu ile ilgili kurallar ve acil durumlarda danışan ile ilgili iletişime geçileceklerin bilgisini içermelidir. Danışanın onam belgesini kabulü ardından psikoterapi başlatılmalıdır.

Belgelendirme İşlemleri:

            Not tutmak işin gerçekten olduğunu bize gösterebilir. Olumlu yanları vardır. Örneğin danışan ile ilgili söylenen ve planlanan şeylerin detaylarını hatırlarsınız, başka bir meslektaşınızla paylaşımda bulunmak istediğinizde kolaylık sağlar, danışanınızla ilgili beklenmedik bir durum yaşandığında notlara geri dönebilir ve belki daha önce gözden kaçırdığımız şeyi görebiliriz ve son olarak danışanınız ile anlaşmazlık yaşamanız durumunda, görevi kötüye kullanmakla suçlanırsanız notlarınız savunmanızın önemli bir parçasını oluşturacaktır.

Deneyimli gözlemcilerin not tutma teknikleri vardır. Bunlardan en yaygın olanı ÖNDP olarak kullanılan öznel, nesnel, değerlendirme ve plan şeklinde şekillendirilmiş not tutma yöntemidir.

Ö: Danışanın sorunuyla ilgili öznel değerlendirme.

N: Görüşmecinin danışanın kıyafeti, kendini tanıtışı ve diğer konular ile ilgili nesnel gözlemi.

D: Görüşmecinin değişime yönelik değerlendirmeleri.

P: Bir sonraki buluşmanın planlanması ya da genel tedavi planıyla ilgili yorumlar.

Belgelendirme konusunda üç noktaya dikkat edilmesi gerekir. Bunlar; doğru, net ve özet olmasıdır. Belgelendirmeler muhakkak özenle saklanmalıdır. Herkesin erişemeyeceği kitli bir dolapta saklanmalıdır. Saklama süresi olarak profesyonel ilişkide yedi ve on iki yıl arasında saklanması önerilir. Daha sonrasında dosya tek sayfa halinde özetlenebilir.

Elifnur Kuzuoğlu

Kaynakça: FLANAGAN, S., J., FLANAGAN, S., R., (2015) Klinik Görüşme Psikolojik Değerlendirme Esasları, İstanbul: İthaki.

Share on facebook
Facebook
Share on twitter
Twitter
Share on linkedin
LinkedIn
Share on whatsapp
WhatsApp

Bir cevap yazın

Your email address will not be published. Required fields are marked *

Post comment

Support Seven Courses!

Lorem ipsum dolor sit amet consectetur adipiscing elit dolor
donate

Recent posts

Featured articles