Özgüven

Özgüvenden bahsetmeden önce güven duygusunun ne olduğunu açıklamak gerekir Güven; çekinmeden, korkmadan ve şüphelenmeden bağlanma, iş birliği yapma ve inanma duygusudur. Peki kendine güven nedir? Kendine güven; kendi fikirlerinize, öğrenme yeteneğinize ve duygularınıza inanmanızdır. Hayatın her döneminde ihtiyacımız olan bir duygudur. İş hayatımızda, okulda aile veya arkadaş ilişkilerimizde türlü türlü durumlarla yüzleştiğimizde özgüven duygumuz devreye girer.

Özgüvenin getirileri

Karşılaşılan olaylara pozitif ve gerçekçi yönden bakmak, yaşanılanları doğru değerlendirebilmek, doğru kararlar verebilmek ve hayatın değişimlerine yerinde tepkiler göstermeyi sağlar. Kendinize karşı güven hissettiğinizde öğrenme sürecinde daha iyi hisseder ve böylelikle daha iyi bir öğrenme gerçekleştirirsiniz. Genel anlamda özgüven sorunlarla daha başarılı üstesinden gelmeyi beraberinde getirir. Ayrıca ilişkilerimizde sınırlarımızı bilir, ılımlı davranabilir ve sağlıklı bağlar oluşturmamıza yarar. Özgüveni yüksek bireyler eleştiriyi de kaldırabildiği görülmüştür. Ütopik beklentilerden ziyade gerçekçi beklentiler oluşturmamıza yardımcı olur.

Düşük özgüvenimiz sebebi ne olabilir?

Mahler’in kuramı, insan yavrusunun biyolojik doğumu ile psikolojik doğumunun birbiriyle çakışmadığını ileri sürer. Psikolojik doğumun ayrı bir birey durumuna gelmek, ilk basamak düzeyinde kendi kimliğini kazanmak olarak tanımlar. Anne, yeni doğanı dış tehlikelerden korur, ilgi gösterir ve onu besler. Yaşamın bu ilk döneminde bunların sağlanmadığı takdirde, yaşamın daha sonraki dönemlerinde panik tepkileri ve bütün bedeni saran tedirginlik durumları oluşabilir.

Zaman ilerler ve bebek artık dış dünyayı daha çok fark etmesi sağlanır. Mahler bu kısmı “kabuğun kırılması” olarak adlandırır. Burada anneden ayrılmanın sağlıklı olabilmesi önemlidir. Çünkü zamanla çocuk “ben” ile “ben-olmayanı” ayırmaya başlayacaktır. Anneye bağlı olduğunu yavaş yavaş ayırt edebilen bebek, rahatlama ve doyumun dışarıdan geldiğini algılar. Böylece dışarıyı tanımaya, acıyı ve hazzı ayırmaya başlar. Burada annenin bu ayrılmaya izin vermesi gerekir. Bu sürece ayrılma ve bireyleşme denir. Sürecin sağlıklı gerçekleşmesi durumunda, bireyleşme adımları atılır ve dengede olan bir “kimlik duygusunun” kazanılır. Bu kimlik duygusunun sağlıklı bir şekilde kazanılmaması halinde “ben neyim, kimim, dışarısı nasıl bir yer, bana zarar gelir mi, başarabilir miyim, ben neleri yapabilirim, kendim olmak ne demek?” v.b. sorulara verilecek yanıtlar kısıtlanır. Özgüvenin temellerini burada görmek mümkündür.

Özgüvenimizle alakalı inançlarımız

Özgüven

Temel inançlarımız öz güvenimizin yapı taşları gibidir. Onlar kişinin dünyadaki değeri ile ilgili kendi temel gerçekleridir. Temel inanç genellikle ben kötüyüm, şişmanım ve çirkinim, değersizim, önemsizim, aptalım gibi tek bir cümleyle özetleyebiliriz. Böylece bu inançlar kişinin ne yapıp ne yapamayacağını sürekli kişiye dikte eder. Temel inançlar aktive olduğunda artık düşük öz güveni sürdüren kısır döngüyü başlar. Biz temel inançlarımızla doğmayız, onları deneyimlerle inşa ederiz. Kendimize durmadan aptal veya başarısız olduğumuzu tekrarlarsak bunun gerçek olduğuna inanırız. Bununla birlikte kendimiz hakkındaki ifadelerimiz bir de zekâmıza olan güvenimizi yansıtıyorsa artık bu inanç pekişir.

Bu inançlar nasıl değişir?

Bolca emek ve zaman ister. Çünkü siz kendinize lunaparklardaki küçük veya kilolu gösteren aynalardan bakarak değerlendirmişsiniz. Artık o aynayı gerçekçi bir aynayla değiştirmek bu aynaya alışmak demek. Kazanılan yaşam deneyimlerini doğru şekilde değerlendirebilmek ve olumlu-olumsuz sonuçları incelemek iyi bir adım olabilir. Sürekli kötüleyen kişilere maruz kalmak yerine her zaman desteği hissedilen yakın dostlarla ilişkilerinizi korumayı seçebilirsiniz. Bunlarla beraber sevdiğiniz aktiviteleri yapmak, kendinizi başarılı gördüğünüz ve yeteneklerinizi kullanabileceğiniz işlerle uğraşmak da verimli olabilir. Yapılan çalışmalarda hareketler düşünceleri etkilediğini göstermiştir. Bu yüzden öz güveni yüksek kişilerin davrandığı gibi davranmak da bir seçenek olarak görülebilir. En nihayetinde bir uzmandan destek almanızı önerebilirim.

Psikolog Süreyya ÇALIK

Facebook
Twitter
LinkedIn
Telegram
Yorumlar