Hep mi Beni Bulur?

Çok Mu Fedakarız?

Hep mi Beni Bulur?

Hep mi Beni Bulur?/Günlük yaşamda birçok olay için ‘hep mi beni bulur?’ dediğimiz olmuştur. ‘Hep mi bana denk gelir?’, ‘Kimsenin başına gelmeyecek olaylar gelir beni bulur.’, ‘Neden ben?’, ‘Bende mi bir sorun var?’ gibi cümleleri, özellikle bizim için önemli olan olaylarda, çokça sarf eder ve buna gerçekten içerleriz. Elimizden geleni yapıyoruzdur fakat ‘olan yine bize oluyordur’.

Hep mi Beni Bulur?

İnsanlar, yaşamlarını sürdürürken belli temel inançlar doğrultusunda eylerler. Ve çoğu zaman, davranışları güdüleyen bu temel inançların pek de bilincinde olmazlar. Bu temel inançlar, çok küçükken gelişir; içerisinde duyguları, düşünceleri barındırır; yaşam boyu karmaşıklaşmak la birlikte davranışlarımızın temel tetikleyicisi olma görevi görürler. Görünen tablo şudur ki: yaşam; tutarlı davranış kalıpları, birbiri ardınca sıralanan tutarlı fikirler, bunlara eşlik eden duygularla kendiliğinden akar gider. Ve kimi insanlar için tutarlı olmak, yani ilişkilerinde tutarlı davranıyor olmak (bu bazen değişimin önünde engeller yaratabilir), sağlıklı kişiliklere sahip olmanın göstergesidir. Peki tutarlı bir yaşam, bize her zaman mutluluk getirir mi? Keramet tutarlı olmakta mıdır?

Bazen yaşamımızda tekrar eden kimi olaylar fark ederiz. Biz tutarlı davranırız, kendimiz oluruz, istediğimiz şeye ulaşmak için adım adım ilerleriz fakat ‘yine olmaz’. Üstelik bazen de ‘madem öyle, tam aksi gibi davranacağım artık.’ dediğimiz o kadar çok zaman olmuştur ki, durum yine değişmemiştir. Örneğin; duygusal ihtiyaçlarının partneri tarafından karşılanmadığı problemiyle terapiye başvuran bir kişinin geçmişine bakıldığında, önceki sevgilisinin de ona soğuk davranan, duygularını belli etmeyen biri olduğu görülebilir. Ve hatta bir önceki sevgilisinin de.

Temel inançlarımız, çoğunlukla, erken dönem çocukluk deneyimlerimiz sonucunda şekillenir. Bunlardan bazıları, olumludur; yaşam boyu bize çeşitli yollar gösterirler, yaşam kalitemizi sağlarlar. Bazıları ise uyumsuzdur. Kendimizle ve de çevremizdeki insanlarla ilgili hep olumsuz algılara sahip olmamıza, bu olumsuzlukları kaldıramayacağımız duygusuyla da bunlarla çeşitli baş etme yolları üretmemize yol açarlar. Bu baş etme biçimleri de, yaşam boyu, çoğu davranışımıza ve doğalında tüm ilişkilerimize siner. Bu zincirleme döngüyü biraz açarsak; çocukluğumuzda kendimizle ilgili ve de insanlarla ilgili çeşitli algılara, inanışlara sahip oluruz. Kimileri, yukarıda değinildiği gibi, olumlu inanışlar olabilirken; kimileri yıkıcıdır ve olumsuzdur. Örneğin; az önceki örnekte yer alan kişinin küçüklüğünde edindiği inancı, duygusal olarak hep yoksun kalacağı olabilir. Tutunduğu temel inanç bu olduğundan, yani –kişi, elbette rahatsız olsa da- beklentisi insanların onun duygusal ihtiyaçlarını doyurmayacağı olduğundan, partnerlerini ve belki de tüm çevresini hep –farkında olmadan- böyle insanlardan seçer. İçten içe bilinçsizce tatmin olduğu nokta, ‘ben biliyordum böyle olacağını, çünkü bugüne kadar hep böyle oldu.’ demesi ve inancının doğruluğunu hep bu şekilde sınamasıdır. Tutarlıdır, sorun hep dışarıdadır, ‘böyle tipler hep onu bulur’.

Temel uyumsuz inançlarla, yaşattıkları üzücü sonuçlar sebebiyle, kimi baş etme yolları geliştirdiğimize değinilmişti. Herkes, yaşadığı problemlerle aynı şekilde mi baş eder? Ya da bir insan yaşadığı bir problemle hep aynı şekilde mi başa çıkmaya çalışır?

Yaşamda, farklı baş etme biçimleri vardır. Ve bunların bazıları -tıpkı inançlarımız gibi- olumlu iken; bazıları olumsuz ve uyumsuzdur. Aynı örnekten gidersek; duygusal yoksunluk algısına sahip kişinin bununla baş etme biçimi, bu algısına teslim olmaktır. Bunun asla farkında değildir ve bu yüzden; hem bu algısı hem de onunla baş etme biçimi, yeniden ve yeniden aynı olumsuz döngüyü yaratır. Partnerinden duygusal ihtiyaçlarını karşılamayacağı beklentisini, o tarz insanları seçerek hayata geçirir ve bu şekilde inancını sınar, yeniden geçerli hale getirir.

Aynı inancı –duygusal olarak yoksun kalınacağı inancını- sürdürmeye yarayan bir başka uyumsuz baş etme biçimi de, aşırı telafi olabilir. Örneğin; aynı algıya sahip bir başka insan, bu duygusal yoksunluk algısını, kendisine soğuk davranan partnerler seçerek değil de; partnerlerini yoğun duygusal taleplerle boğarak sürdürebilir. Çocukken alamadığı duygusal desteği, bugün çevresinden sürekli talep ederek karşılamaya çalışır; fakat sonuç aynıdır. Bu kez de, fazla talepkar olduğu için insanlar ondan uzaklaşabilir. Algı ve duygusal ihtiyaçların karşılanmayacağı beklentisi, yeniden hayata geçmiş ve tekrar sınanmıştır.

Kendimize sık sık ‘Hep beni mi buluyor bu insanlar?’ ya da ‘Böyle olaylar hep benim başıma gelir.’ dediğimiz zamanlarda durup biraz düşünmemiz gerekebilir. Birçok kez tekrarlayan şey, tam olarak ne? Bizi rahatsız eden ve birçok ilişkimizde sürekli tekrarlayan bu durumun kaynağı ne olabilir? Kendimizle ve de insanlarla ilgili fikirlerimiz, ‘genelleyici’ ve bu yüzden de ‘beklenen’ sonuçlar yaratan türden midir? Bazen asla istemediğimiz sonuçlara bizzat yol açabilecek şekilde davrandığımız olur mu? Bu soruları, zaman zaman düşünür ve kimi tekrarlayan örüntüler fark edersek, birçok şeyi yeniden inşa etmek için kimi adımlar atabiliriz; en azından, artık bir kez daha ‘Hep mi beni bulur?’ dememek için.

Psikolog Emine Özlem Deli

Share on facebook
Facebook
Share on twitter
Twitter
Share on linkedin
LinkedIn
Share on whatsapp
WhatsApp

Bir cevap yazın

Your email address will not be published. Required fields are marked *

Post comment

Support Seven Courses!

Lorem ipsum dolor sit amet consectetur adipiscing elit dolor
donate

Recent posts

Featured articles