Vatansız Bırakılmış Çocuk Olmak

Genel olarak, bir mülteci çocuğun çevresinde güvensizlik ve belirsizlik duygusu hakimdir. Göç genellikle korkunç bir savaşın ardından gerçekleştiğinden, mültecilik deneyimi çoğunlukla travmatik olarak tanımlanır. Ancak, mülteci deneyimi sadece travmatik değil, aynı zamanda aşırı derecede kaotiktir.

Vatansız Bırakılmış Çocuk Olmak

UNICEF’in tahminlerine göre şiddet, çatışma ve diğer krizler sonrası yaklaşık 36,5 milyon çocuğu yerinden etti ve ikinci dünya savaşından sonra kaydedilen en yüksek sayı olduğu belirtilmiştir. Mülteci veya sığınmacı çocukların %28’i dünya çapında insan ticaretinde kullanılmakla birlikte bu çocuklar refahları ve güvenlikleri açısından ciddi risklerle karşı karşıya kalıyorlar. Buna ek olarak daha gelişimlerini tamamlamamış olmaları sebebiyle çocuklar bu göç hareketlerinde uyum problemleriyle karşı karşıya kalabilir ve ruhsal sorunlar yaşayabilmektedirler. Aslında dünyada çocuklar bir numaralı kurban olarak gösterilebilirler. Nerede tansiyon yükselse, gerilim artsa, savaş olsa oradaki çocuklar kurban olurlar. Bu süreçte evleri yıkılır, aileleri göç eder veya ailelerini kaybederken bu dalgalar arasında savrulurlar.

Genel olarak, bir mülteci çocuğun çevresinde güvensizlik ve belirsizlik duygusu hakimdir. Göç genellikle korkunç bir savaşın ardından gerçekleştiğinden, mültecilik deneyimi çoğunlukla travmatik olarak tanımlanır. Ancak, mülteci deneyimi sadece travmatik değil, aynı zamanda aşırı derecede kaotiktir. Her şey bir anda değişmiş, daha önce bir düzene sahip olan dünyaları artık kaosa dönüşmüştür. Dolayısıyla çocuk travmatik yaşantıların getirdiği zorlukların üstesinden gelirken sadece yeni bir hayata değil, onun belirsizliğine de uyum sağlaması beklenmektedir. Yeniden yerleştirme sürecinde bu tür zorluklarla mücadele eden mülteci nüfusun neredeyse yarısı küçük çocuklardan oluşuyor. Bu savunmasız nüfusun ve tüm mültecilerin entegrasyonunda eğitimin oldukça önemli olduğu belirtilmektedir. Fakat bu çocukların okula gitme imkânı olsa bile okul ortamında her şeyin onlar için yeterli olacağı anlamına gelmez. Çünkü bu çocukların okul ortamına sorunsuz bir şekilde entegre olmalarını engelleyen çeşitli psikolojik nedenler vardır. Örnek olarak, savaşın yıkıcı etkilerine maruz kalmak, travma sonrası stres bozukluğuna (TSSB) benzer ruhsal bozuklukları tetikleyebilmektedir. Yakın zamanlı olarak Suriye’deki iç karışıklık sonrasında göç etmek zorunda kalmış olan çocuklara ithafen Sirin ve Rogers-Sirin (2015), Suriyeli çocukların neredeyse yarısının (%45) dünyadaki çocuklardan on kat daha yaygın olan TSSB semptomları gösterdiğini ve %44’ünün depresyon ve anksiyete semptomları bildirdiğini vurgulamıştır. TSSB’si olan bu çocukların duygusal uyuşukluk, uykusuzluk ve öfke patlamaları gibi psikolojik ve duygusal sorunlardan muzdarip olması tipiktir. Sonuç olarak, travmatik olaylarla ilgili çözülmemiş zihinsel sorunlar hem şimdi hem de yaşamın ilerleyen dönemlerinde zararlı bilişsel, duygusal ve sosyal sonuçlara yol açabilmektedir. Çözümlenmemiş travmatik deneyimler, mülteci çocukların Türkiye’deki normal eğitimin gerisinde kalmasına neden olan tek sebep değil. Yeniden yerleştirme süreci tek başına çok stresli olsa da yeni bir eğitim sistemine uyum sağlamak zaten dayanılmaz olan stres yükünü daha da artırıyor. Bu faktörler, okul ortamında belirli disiplin sorunlarına yol açabilir. Örneğin, yüksek düzeyde kaygı ve stres düzeyine sahip öğrencilerin yoğun duygularını sağlıklı şekilde yönetmeleri pek olası değildir, bu da onların akranlarına ve/veya öğretmenlerine karşı sözlü veya fiziksel olarak saldırgan olmalarına neden olur. Özellikle Türk çocuklar, ebeveynlerinin mülteci veya göçmen yetişkinlere yönelik ayrımcılığına tanık olduklarında, kendi mülteci akranlarına karşı bu tür tutumları taklit edebilmeleri daha büyük olasılıktır.

Bir grup içerisinde “kendi” olmak daha kolaydır ve bu sebeple adapte olmak daha yumuşak olur ancak her şey o kadar da kolay değildir. Grup içerisinde kişilik özelliklerinin eşleşmesi ve dil açısından uyum sağlanması gerekmektedir. Göçmenlerin yaşadıkları en büyük sıkıntılardan bir diğeri de dil sorunudur. Bambaşka bir dili öğrenmek, iletişimi istedikleri gibi kuramamak ve kendilerini rahatça ifade edememek mültecilerin önemli problemleri arasındadır. Bunun yanında izole bir yaşam sürmek adaptasyon sürecini zora sokmaktadır. Dolayısıyla göç hem yetişkinlerin hem de çocukların başa çıkması gereken zor bir sınavdır. Eğitimcilerin, psikologların ve öğretmenlerin ele alacağı temel görev çocukların adaptasyon sürecini başarılı şekilde ortaya koymaktır.

Klinik Psikolog Zeynep Sürücü

Vatansız Bırakılmış Çocuk Olmak,stres,göç,mülteci, adaptasyon,travma,anksiyete,TSSB,kaygı,

istanbul psikolog,şişli psikolog,beşiktaş psikolog,online terapi,online psikolog,en iyi psikolog,psikolog ücretleri,ücretsiz psikolog,istanbul tavsiye psikolog,psikolog randevu,psikolojik destek,psikolojik danışmanlık,psikoloji,psikoterapi,psikolog,ünlü psikologlar,başarılı psikologlar,online psikolog tavsiye,erkek psikolog,kadın psikolog,psikolog istanbul,psikolojik rahatsızlıklar,psikolojik ilk yardım,psikolojik test

Facebook
Twitter
LinkedIn
Telegram
Comments