Oral Dönem (Oral Evre) Nedir? Oral Sadizm, Oral Fiksasyon, Oral Erotizm

Oral Dönem (Oral Evre) Nedir? Oral Sadizm, Oral Fiksasyon, Oral Erotizm

Psikohelp Psikohelp
•
2 Kasım 2026
•
19 dk okuma
•
5 görüntülenme

Oral Evrenin Psikodinamik Temelleri, Fiksasyon Dinamikleri ve Seans İçi Aktarım Yönetimi Rehberi 1. Oral Evrenin Psikodinamik Temelleri ve Kuramsal Çerçeve Bireyin ruhsal aygıtının ilk yapı taşlarının...

Oral Evrenin Psikodinamik Temelleri, Fiksasyon Dinamikleri ve Seans İçi Aktarım Yönetimi Rehberi

1. Oral Evrenin Psikodinamik Temelleri ve Kuramsal Çerçeve

Bireyin ruhsal aygıtının ilk yapı taşlarının döşendiği oral evre (0-18 ay), dış dünyayla kurulan ilk temasın, nesne ilişkilerinin ve kendilik tasarımlarının teşekkül ettiği stratejik bir gelişimsel evredir. Bu dönemde erojen odak noktası olarak ağız ve çevresi, yalnızca biyolojik bir beslenme aygıtı işlevi görmez; aynı zamanda hazzın, kaygının, içe-atmanın ve dış dünya ile ilk ruhsal alışverişin temel kanalı haline gelir. Bebek, fizyolojik dürtüsel deşarj ihtiyacı ile psikolojik haz arayışını ağız aygıtı üzerinden birleştirir. Dolayısıyla, oral dönemin ruhsal organizasyonu, bireyin ileriki yaşamında geliştireceği ilişki kalıplarını, nesneye olan bağımlılık düzeyini, alımlayıcılık kapasitesini ve agresyonla baş etme biçimlerini doğrudan belirleyen temel psikodinamik zemini oluşturur.

1.1 Gelişimsel Kronoloji ve Erojen Odak Olarak Ağız Yapısı

Bebekliğin ilk yılında ve 0-18 aylık periyotta, ruhsal enerjinin (libido) ana odak noktası ağız, dudaklar ve emme eylemidir. Fizyolojik açıdan açlık dürtüsü, organizmada bir gerilim (tansiyon) yaratır. Bu gerilim, anne memesinin emilmesi ve sütün alınmasıyla deşarj edilir. Freudyen dürtü kuramı çerçevesinde, libidinal dürtü hedefine ulaştığında ve nesneyle (anne memesi) buluştuğunda içsel gerilim düşer ve rahatlama sağlanır.

Ancak oral dönem, yalnızca fizyolojik doyumla sınırlı değildir. Fizyolojik ihtiyacın karşılanması sürecinde ortaya çıkan emme ve emilme eylemi, doyumun ötesinde "oral erotizm" olarak adlandırılan ruhsal hazzın kaynağına dönüşür. Bebek, aç olmadığı anlarda dahi emme eylemini sürdürerek nesneyle libidinal bağını tazelemek ister. Böylece fizyolojik deşarj ihtiyacı ile ruhsal haz arayışı iç içe geçer; ağız yapısı hem yaşamı sürdüren biyolojik bir kanal hem de ilk ruhsal nesne ilişkilerinin sahnelendiği erojen bölge niteliği kazanır.

1.2 Birincil Narsisizm, Tam Bağımlılık ve Alımlayıcılık (Receptivity)

Oral evrenin erken safhalarında bebek, henüz kendilik ile öteki (nesne) arasındaki sınırları net bir şekilde ayrıştırabilecek zihinsel olgunluğa sahip değildir. Bu aşamada egemen olan durum, birincil narsisizm ve nesne ayrışmamışlığı halidir. Bebek, bakımverenini kendisinin bir uzantısı olarak algılar; ihtiyacını karşılayan nesne ile kendi varlığı bütünleşmiş durumdadır.

Dış dünya ile kurulan bu ilk ilişki biçimi "edilgen alımlayıcılık" (receptivity) olarak tanımlanır. Bebek, dışarıdan verilen besini, sevgiyi ve uyarımı edilgen bir konumda içeri alır. Yaşamını sürdürebilmek ve ruhsal gerilimini düşürebilmek için tamamen bakımverenin varlığına ve sunumuna bağımlıdır. Bu mutlak bağımlılık ilişkisi, kendilik yapısının temelini atar: Bakımverenin kapsayıcı, doyurucu ve tutarlı tutumu, kendiliğin bütünleşik bir yapı kazanmasını sağlarken; bu dönemdeki yetersizlikler kendilik algısında parçalanma ve çaresizlik hissinin yerleşmesine yol açabilir.

1.3 Oral Erotizmden Oral Sadizme Gelişimsel Evrim

Oral evre, kendi içerisinde iki belirgin gelişimsel faza ayrılır: Emme hazzının hakim olduğu erken oral evre (Oral Erotik Faz) ve dişlerin çıkmasıyla birlikte ısırma ve çiğneme hazzının egemen olduğu geç oral evre (Oral Sadistik Faz).

Erken dönemde emme eylemi birleşme ve pasif içe-atma arzusunu temsil ederken, 6-8. aylarda dişlerin fırlamasıyla birlikte bebeğin dürtüsel niteliği dönüşüme uğrar. Isırma eylemiyle birlikte agresif dürtüler oral alana entegre olur. Bebek artık nesneyi yalnızca pasif olarak emen değil, ısıran, parçalayan, yutan ve nesnenin derinliklerine nüfuz etmek isteyen aktif bir konuma geçer. Bu durum, hazzın agresyonla, sevginin ise nesneyi tahrip etme korkusuyla bir arada yaşandığı karmaşık bir psikodinamik tablo doğurur.

Gelişimsel Faz

Erojen Eylem / Nesne İlişkisi

Dürtüsel Nitelik

Ruhsal / Klinik Yansıma

Oral Erotik Faz

Emme / Birleşme

Libidinal İçalma

Pasif Alımlayıcılık, Bağımlılık, Birleşme Arzusu

Oral Sadistik Faz

Isırma / Parçalama, Emme, Yalama ve Deliklere Yönelme

Agresif Tahrip

İğneleyicilik, Nesneyi Tüketme ve Yutma Arzusu, Parçalanma ve Nesne Tarafından Yutulma Anksiyetesi

Bireysel haz ve dürtü evriminin ötesine geçildiğinde, bu içsel süreçlerin ve dürtüsel deşarj arayışlarının ötekiyle kurulan ilişkide nasıl nesne tasarımlarına ve fantezi dünyasına dönüştüğünü anlamak için Melanie Klein’ın Nesne İlişkileri Kuramı’na bakmak gerekir.

2. Melanie Klein ve Nesne İlişkileri Açısından Oral Dönem Dinamikleri

Melanie Klein, çocukluk fantezilerini ve erken dönem savunma mekanizmalarını inceleyerek oral evrenin ruhsal yapı üzerindeki derin etkilerini ortaya koymuştur. Klein’a göre bebek, doğuştan itibaren yoğun bir ölüm dürtüsü ve ilkel anksiyete ile karşı karşıyadır. Bebek, bu ilkel kaygılarla baş edebilmek için ilk nesnesi olan anne memesini ve annenin bedenindeki delikleri (ağız, vajina, makat) zihninde fanteziler üzerinden kurgular. Oral dönemdeki parçalama, yutma, içe-atma ve dışa-atım fantezileri, bebeğin iç dünyasını ve ilk nesne ilişkilerini şekillendiren temel dinamiklerdir.

2.1 "İyi Meme" ve "Kötü Meme" Dikey Yarılması (Splitting)

Klein’ın kuramında oral dönemin en erken savunma mekanizması dikey yarılmadır (splitting). Henüz bütünlüklü bir nesne algısına ulaşamamış olan bebek, yaşadığı doyum ve engellenme deneyimlerine göre nesneyi ikiye böler:

  • İyi Meme: Bebeğin acıktığında hemen beslenen, şefkat gören, doyum sağlayan ve rahatlatan nesne tasarımıdır. Libidinal dürtülerin odak noktasıdır.
  • Kötü Meme: Bebeği acıktığında bekleten, yoksun bırakan, kaygı yaratan ve kaybolan nesne tasarımıdır. Agresif dürtülerin ve yansıtılan ölüm dürtüsünün hedefidir.

Bebek, zihnindeki "İyi Meme"yi koruyabilmek için onu "Kötü Meme"den tamamen ayrı tutmak zorundadır. Bu parçalı nesne ilişkisi, henüz egonun entegrasyon sağlayamamış olmasının doğrudan bir sonucudur. Kleinian perspektifte, ilkel oral-sadistik fanteziler yalnızca memeyle sınırlı kalmaz; anne bedeninin tüm deliklerine (ağız, vajina ve makat) yönelir. Bebek, oral dürtüsel deşarj arayışında nesnenin deliklerine girme, oral haz ihtiyacını anal ve genital alanlara kaydırma (oral-anal displacement) ve anne bedeninin içeriğini tamamen ele geçirme arzusundadır. Bu ilkel fantezilerde nesne, kendisini var eden veya yok eden parçalı bir yapıya bürünür.

2.2 Konumsal Dinamikler: Paranoid-Şizoid Konumdan Depresif Konuma Geçiş

Klein, gelişimsel evreler yerine "konum" (position) kavramını kullanır. Oral dönem bu iki temel konumun deneyimlendiği alandır:

  • Paranoid-Şizoid Konum (0-6 Ay): Bu konumda dikey yarılma, yansıtmalı özdeşim ve paranoid anksiyete egemendir. Bebek, kendi içsel agresyonunu dışarıdaki "Kötü Meme"ye yansıtır ve dış dünyanın kendisini yok edeceğinden, parçalayacağından korkar (zulüm anksiyetesi). Oral sadistik fantezilerle nesneyi ısırma, parçalama ve tüketme arzusu ön plandadır. Nesne, bireyi tek bir bakışıyla saydamlaştırıp yok edebilen veya bir "yap-boz" (puzzle) gibi önce birleştirip sonra parçalara ayıran otistik/yıkıcı bir güç olarak algılanabilir.
  • Depresif Konum (6-18 Ay): Bebeğin zihinsel olgunlaşmasıyla birlikte, nefret ettiği "Kötü Meme" ile sevdiği "İyi Meme"nin aslında aynı nesne (anne) olduğu kavranır. Bütünlüklü nesne algısına geçilmesiyle birlikte infant, oral agresif fantezileriyle (ısırma, parçalama, deliklere saldırma) sevdiği tek nesneye zarar verdiğini fark eder. Bu durum yoğun bir suçluluk hissi ve nesneyi kaybetme kaygısı doğurur. Bebek, yarattığı tahribatı gidermek adına onarım (reparation) çabalarına girer.

2.3 İlkel Savunma Mekanizmaları ve Nesne İçselleştirme

Oral dönemde egoyu koruyan ve nesne ilişkilerini belirleyen ilkel savunma mekanizmaları içe-atma (introjection), dışa-atma (projection) ve yansıtmalı özdeşimdir (projective identification). Bebek, iyi nesneyi kendi içinde tutmak için onu zihinsel olarak yutar ve içe atar. Kötü parçalarını ise dışarıdaki nesneye ve onun deliklerine yansıtarak nesneyi denetim altına almaya çalışır.

Bu noktada oral yutma ve nesne tarafından yutulma fantezileri son derece karmaşık bir yapı kazanır. Popüler kültürdeki Matrix simülasyonunda olduğu gibi, danışan nesneyi tamamen yok etmek veya kontrol etmek için nesnenin sistemine dahil olma, onun tarafından içerilme veya onu bütünüyle içeri alma ikilemine sürüklenir. Nesneyi yutarak ona sahip olamayan ego, nesnenin içinde eriyip yok olmayı kabul ederek nesnenin gücüne sahip olmaya çalışır (agresif içe-atma ve yansıtmalı özdeşim sentezi).

Erken dönem nesne ilişkilerindeki bu ilkel savunmalar, parçalanma kaygıları ve fiksasyonlar, gelişimsel duraklamalara yol açarak yetişkinlikte kalıcı karakter yapılarına, semptomlara ve kişilik patolojilerine dönüşür.

3. Oral Saplanma (Fiksasyon) ve Karakter Etyolojisi

Oral evrede yaşanan gelişimsel takılmalar, bireyin yetişkinlik kişilik yapılanması üzerinde belirleyici bir role sahiptir. Bakımverenin oral ihtiyaçlara verdiği yanıtın niteliği —aşırı doyurma, işgal etme veya zamansız yoksun bırakma— ruhsal aygıtta fiksasyon odakları oluşturur. Klinik açıdan "So What?" (Yani Ne?) katmanı değerlendirildiğinde, oral saplanmanın yalnızca çocuklukta kalan bir anı değil, bireyin yetişkinlikte dünyayı algılama, duygularını düzenleme ve ötekiyle bağ kurma biçimlerini yöneten canlı bir matris olduğu görülür.

3.1 Fiksasyon Düzenekleri: Aşırı Doyurulma vs. Zamansız Yoksunluk

Oral fiksasyon iki temel bakımveren tutumu sonucunda şekillenir:

  1. Aşırı Doyurulma ve İşgalci Tutum: Bakımverenin bebeğin sinyallerini beklemeden, kendi kaygılarını yatıştırmak adına sürekli ve boğucu bir şekilde besleme sunması durumudur. Bebek, arzunun ve ihtiyacın oluşmasına fırsat bulamaz. Kendilik sınırlarının gelişmesi engellenir; bebek nesne tarafından işgal edildiği ve boğulduğu hissini yaşar.
  2. Zamansız Yoksunluk ve İhmal: Annenin bebeğin oral ihtiyaçlarını görmezden gelmesi, erken ve ani sütten kesme, duygusal soğukluk veya fiziksel yetersizlik sunmasıdır. Bebek, dinmeyen bir oral açlık ve derin bir terk edilme anksiyetesi ile baş başa kalır. Kendilik yapısında dolmayan bir boşluk ve sürekli dışarıdan beslenme arayışı kronikleşir.

Oral saplanmanın yarattığı bu ilkel ego kırılganlığı, danışanların zihninde "kafası bedenine ipliklerle eğreti bir şekilde dikişlenmiş, bedeni ödünç alınmış bir zombi adam" imgesiyle sembolize edilir. Bu kurgusal/sembolik tezahür, oral dönemde ilkel ego entegrasyonundan yoksun kalan, sahte bir kendilik (false self) geliştiren ve boynu sallandığında kafası her an kopup düşecekmişçesine dağılma anksiyetesi yaşayan bireyin kırılgan bütünlüğünü temsil eder.

3.2 Karakter Tipolojilerinin Detaylı Çözümlemesi

Oral saplanmanın niteliğine göre yetişkinlikte iki temel karakter yapısı tezahür eder:

  • Oral Pasif / Alımlayıcı Karakter: Erken oral (emme) safhada aşırı doyurulma veya aşırı yoksunluk yaşayan bireylerde görülür. Birey, dünyanın kendisine sürekli bakmakla yükümlü olduğu safça bir beklenti içindedir. Aşırı bağımlılık, edilgenlik, yalnız kalamama, karar alma güçlüğü, sürekli onay ve doyum arayışı belirgindir. Kendilerini her an dünyadan koparılmış, "ağzından memesi çekilmiş bir çocuk" gibi çaresiz ve eksik hissederler.
  • Oral Sadistik / Agresif Karakter: Geç oral (ısırma) safhada fiksasyona uğrayan bireylerdir. Dünya doyumsuz, açgözlü ve iğneleyici bir tutumla karşılanır. İğneleyici sözler, alaycılık (sarcasm), ısıran eleştirellik ve nesneyi sembolik olarak tüketme arzusu hakimdir. Karşısındaki bireyi bir "yap-boz" (puzzle) gibi önce birleştirip sonra parçalayarak varlığını yok etme veya Matrix dinamiklerinde olduğu gibi öteki tarafından içerilerek nesneyi sömürme eğilimi gösterirler.
Oral Pasif ve Oral Sadistik Karakter Karşılaştırması
  • Oral Pasif / Alımlayıcı Karakter:
    • Temel Savunmalar: Bastırma, İdealizasyon, Edilgen-Bağımlı Uyum.
    • İlişki Biçimi: Aşırı bağımlı, alıcı, edilgen, çatışmadan kaçınan, onay arayan, "ağzından memesi çekilmiş çocuk" çaresizliğiyle nesneye tutunan.
    • Klinik Tezahürler: Yalnızlık anksiyetesi, çaresizlik hissi, dışsal nesnelerden sürekli beslenme beklentisi, kendilik bütünlüğünde dağılma korkusu.
  • Oral Sadistik / Agresif Karakter:
    • Temel Savunmalar: Yansıtmalı Özdeşim, Agresif İçe-Atma, Değersizleştirme, Karşıt Tepki Oluşturma.
    • İlişki Biçimi: Sömürücü, iğneleyici, rekabetçi, açgözlü, nesneyi deliklerine girerek kontrol etmeye çalışan, parçalayıcı.
    • Klinik Tezahürler: Alaycılık (sarcasm), sözlü saldırganlık, doyumsuzluk, nesneyi bir yap-boz gibi parçalama ve yutma arzusu.

3.3 Semptomatik ve Sembolik Eyleme Vurumlar (Acting-Out)

Sözelleştirilemeyen ve sembolize edilemeyen oral dürtüsel deşarjlar, yetişkinlikte çeşitli semptomatik ve eyleme vurumsal türevler halinde klinik tabloya yansır:

  1. Madde ve Alkol Bağımlılığı: Dışsal bir nesneyi (alkol, madde) ağız yoluyla vücuda alarak içsel boşluk ve yalnızlık duygularını doldurma çabasıdır. Bağımlılık yaratan madde, sembolik olarak hiç bitmeyen, yatıştırıcı bir anne memesinin yerini alır.
  2. Yeme Bozuklukları (Anoreksiya, Bulimiya, Tıkınırcasına Yeme): Oral içe-atma ve dışa-atım dinamiklerinin doğrudan beden üzerinde sahnelenmesidir. Tıkınırcasına yeme, nesneyi kontrolsüzce yutma ve boşluğu doldurma arzusunu; kusma ve anorektik reddediş ise işgalci nesneyi dışa atma veya nesneye karşı durarak özerklik kazanma çabasını temsil eder.
  3. Sigara Kullanımı ve Tırnak Yeme: Oral uyarım arayışının kronikleşmiş biçimleridir. Kaygı anlarında ağza bir nesne götürme eylemi (sigara) veya kendi bedenini ısırma davranışı (tırnak yeme), ilkel regrese durumların sembolik deşarjıdır.

Karakter seviyesine yerleşen bu oral fiksasyonlar ve semptomatik eyleme vurumlar, seans odasına taşınarak terapötik ilişkiyi ve aktarım dinamiklerini doğrudan şekillendirir.

4. Seans Odasında Aktarım, Karşı-Aktarım ve Terapötik Kapsama Protokolü

Seans odası, danışanın erken dönem oral çatışmalarının, nesne ilişkilerinin ve ilkel kaygılarının canlı olarak sahnelendiği bir mikrokozmostur. Oral fiksasyona sahip danışanlar, seans çerçevesini ve terapist imgesini erken dönem bakımveren ilişkileri üzerinden yeniden kurgularlar. Bu nedenle, aktarım ve karşı-aktarım dinamiklerinin titizlikle analizi ve yönetimi, terapötik değişimin gerçekleşebilmesi için hayati önem taşır.

4.1 Danışan Aktarım (Transference) Tezahürleri

Oral düzeyde takılmaları olan danışanlar, terapötik ilişkiye ilkel ve yoğun beklentiler getirirler:

  • Kesintisiz Besleyen Meme İdealizasyonu: Danışan, terapisti kendisini hiç bitmeyen bir şefkatle doyuracak, tüm ihtiyaçlarını anında karşılayacak "idealize edilmiş kapsayıcı bir meme" olarak görür. Seans süresinin bitmesine tolerans gösteremez, seans dışında da ulaşılabilir olma, sürekli mesaj atma veya ekstra süre talep etme gibi çerçeve ihlalleriyle doyurulma taleplerini eyleme vurur. Sınır konulduğunda kendisini anında "ağzından memesi çekilmiş bir çocuk" çaresizliği ve öfkesi içinde bulur.
  • Yutma ve Tüketme Fantezileri: Terapisti tamamen ele geçirme, onun zihinsel kapsayıcılığını emme arzusu belirgindir. Danışan, "daha bitmedi, devam etmem lazım, geri vermesi lazım" hissiyle seansı terk etmek istemez.
  • Eriyip Yok Olma Korkusu: Terapiste aşırı yakınlaşma arzusu ile eş zamanlı olarak, terapist tarafından yutulma, onun içinde eritilip özerkliğini kaybetme korkusu yaşarlar ("birbirimizin içine geçmişiz gibi").

4.2 Terapötik Karşı-Aktarım (Counter-Transference) Riskleri

Oral aktarımın yoğunluğu, terapist üzerinde ağır bir karşı-aktarım yükü oluşturur:

  • Tüketilmişlik ve Sömürülmüşlük Hissi: Terapist, danışan tarafından adeta "emilmiş, enerjisi soğurulmuş, iliği kemiği kurutulmuş" hissedebilir. Bu durum, danışanın yansıtmalı özdeşim mekanizmasıyla kendi içsel boşluğunu ve doyumsuzluğunu terapiste yüklemesinin bir sonucudur.
  • Aşırı Besleyici / Kurtarıcı Rolüne Kayma Tuzağı: Terapist, danışanın çaresizlik ve açlık sergileyen "ağzından memesi çekilmiş çocuk" halinden etkilenerek suçluluk hissedebilir. Bu suçlulukla çerçeveyi esnetme (süreyi uzatma, ücreti düşürme, seans dışında iletişim kurma) veya danışanı sözel olarak aşırı doyurma, akıl verme ve annelik etme tuzaklarına düşebilir. Bu durum, eyleme dökme (acting-out) niteliğindedir ve terapötik süreci tıkar.

4.3 Terapötik Sınır ve Kapsama (Containment) Protokolü

Terapistin oral talepleri doğrudan doyurmak yerine, bu taleplerin arkasındaki duygusal açlığı kapsayabilmesi (containment) ve söze dökebilmesi gerekir. Heinz Kohut'un vurguladığı üzere, oral dönem hasarı taşıyan danışanlarda dışsal, dogmatik ve dayatmacı yorumlar yapmak yerine "gıyabında içe bakış" (empatik içe-bakış) metodolojisiyle yaklaşmak esastır. Terapist, danışanın iç dünyasını dışarıdan tanımlamak yerine onunla birlikte hissetmeli, ancak eyleme vurumlar karşısında çerçeveyi kararlılıkla korumalıdır. Aşağıdaki protokol, seans içi aktarımın adım adım yönetilmesini ve örnek terapist diyaloglarını içermektedir:

  1. Çerçeveyi Muhafaza Etme: Süre, ücret, randevu gün ve saatleri katı ama şefkatli bir tutumla korunmalıdır. Çerçeve, danışanın yutma ve yutulma kaygılarına karşı koruyucu kapsayıcı kaptır.
    • Örnek Terapist Müdahalesi: "Seansımızın sonuna geldik. Sürenin bitmesiyle birlikte içsel olarak yarım kaldığınızı, bir şeylerin elinizden sökülüp alındığını hissediyorsunuz. Ancak süremizi tam zamanında bitirmek, hem sizin özerkliğinizi hem de buradaki alanımızı korumamızı sağlar. Haftaya aynı saatte bu hislerinizi konuşmaya devam edeceğiz."
  2. Doyurma Reddi ve Yorumlama: Danışanın sembolik doyurulma talepleri (ekstra süre, kişisel sorular, duygusal onay beklentisi) eyleme vurularak karşılanmaz. Talep reddedilirken, talebin arkasındaki dinmeyen oral açlık, yalnızlık ve nesneye sahip olma arzusu seans içinde sembolleştirilerek söze dökülür ve yorumlanır.
    • Örnek Terapist Müdahalesi: "Şu anda benden size ne yapmanız gerektiğini söylememi ve bir an önce içinizdeki o derin belirsizliği doyurmamı istiyorsunuz. Ben size hazır bir yanıt verdiğimde, tıpkı ağzına besin verilen bir bebek gibi geçici bir rahatlama yaşayacaksınız; ancak bu durum kendi içsel gücünüzü bulmanızı engelleyecek. Gelin bu açlığın arkasındaki çaresizlik hissini birlikte anlamlandırmaya çalışalım."
  3. Karşı-Aktarım Analizi: Terapist kendi içinde hissettiği tüketilmişlik, bıkkınlık veya aşırı koruma arzularını inceler. Bu duyguları danışanın yansıtmalı özdeşimi olarak okur ve kendi karşı-aktarımını seansa doğrudan yansıtmaz.
  4. Kapsayan Nesne İşlevi ve Empatik İç-Bakış: Terapist, parçalanma ve yutma kaygısı taşıyan danışana nötr, kararlı ve sağlam duruşuyla tutarlı bir kapsayıcılık sunar. Kohut'un "gıyabında içe bakış" ilkesine sadık kalarak, danışanın öznel yaşantısını dogmatik kuramlarla dayatmadan, danışanın içsel fenomolojisini anlamaya odaklanır.
    • Örnek Terapist Müdahalesi: "Sizi dinlerken, sanki ne kadar alırsanız alın hiç dolmayan, bakılmadığınızda varlığınızın parçalanıp yok olacağı derin bir yalnızlık içinde olduğunuzu hissediyorum. İçi boşalma korkusuyla benden tek bir parça dahi koparamadığınızda bana öfkelenmenizi çok anlaşılır buluyorum."

Kaynakça 

  • Atwood, G. E., & Stolorow, R. D. (1984). Structures of subjectivity: Explorations in psychoanalytic phenomenology. Analytic Press.
  • Freud, S. (1953). Three essays on the theory of sexuality. In Standard Edition (Vol. 7, pp. 123-243). Hogarth Press. (Original work published 1905).
  • Freud, S. (1953). The interpretation of dreams. In Standard Edition (Vols. 4 & 5). Hogarth Press. (Original work published 1900).
  • Kernberg, O. F. (1975). Borderline conditions and pathological narcissism. Jason Aronson.
  • Klein, M. (1946). Notes on some schizoid mechanisms. International Journal of Psycho-Analysis, 27, 99-110.
  • Klein, M. (1975). Envy and gratitude and other works 1946–1963. Hogarth Press and the Institute of Psycho-Analysis.
  • Kohut, H. (1971). The analysis of the self. International Universities Press.
  • Lichtenberg, J. D. (1989). Psychoanalysis and motivation. Analytic Press.
  • Masterson, J. F. (1981). The narcissistic and borderline disorders: An integrated developmental approach. Brunner/Mazel.
  • Özakkaş, T. (2016). Terapistler rüyayı nasıl yorumlar: Bütüncül psikoterapi rüyalarla çalışma eğitimi ders notları. Psikoterapi Enstitüsü Yayınları.
oral dönem nedir Freud oral evre psikoseksüel gelişim oral dönem oral saplanma nedir emme refleksi psikoloji oral kişilik özellikleri anne meme bağı psikoloji Freud kuramı evreleri
Psikohelp

Psikohelp

Psikohelp Editör Ekibi

Psikohelp ekibi tarafından hazırlanmıştır.

Bu Konu İle İlgili Uzmanlar

Bağımlı Kişilik Bozukluğu konusunda size yardımcı olabilecek uzmanlarımız

Haşim BELTEN

Haşim BELTEN

Klinik Psikolog

Bağlanma sorunları Depresyon, yas, ruhsal bunalım +56
1 yıl
5.0 (2)
Online görüşme Yüz yüze
Zeynep SÜRÜCÜ BİLGİL

Zeynep SÜRÜCÜ BİLGİL

Klinik Psikolog

Bağlanma sorunları Depresyon, yas, ruhsal bunalım +40
4 yıl
Online görüşme
Zahide BELTEN

Zahide BELTEN

Klinik Psikolog

Bağlanma sorunları Depresyon, yas, ruhsal bunalım +35
1 yıl
5.0 (1)
Online görüşme Yüz yüze

Yorumlar (0)

Düşüncelerinizi paylaşın ve diğer okuyucularla etkileşime geçin

Yorum Yapın

Henüz yorum yapılmamış

İlk yorumu yapan siz olun!

En Popüler

Popüler Başlıklar

En çok okunan ve merak edilen konular