Anal evre nedir? Anal evre (anal dönem), Sigmund Freud'un psikoseksüel gelişim kuramında tanımladığı ikinci evredir. Genellikle 1,5 ile 3 yaş (veya 1–4 yaş) arasındaki çocukluk dönemini kapsar. Kayna...
Anal evre nedir?
Anal evre (anal dönem), Sigmund Freud'un psikoseksüel gelişim kuramında tanımladığı ikinci evredir. Genellikle 1,5 ile 3 yaş (veya 1–4 yaş) arasındaki çocukluk dönemini kapsar.
Kaynaklarınız çerçevesinde anal evrenin temel özellikleri, gelişimsel çatışmaları ve kişilik yapısı üzerindeki etkileri şu şekildedir:
1. Temel Odak ve Erojen Bölge
- Anüs ve Boşaltım Hazzı: Bu evrede erojen bölge anüs, rektum ve boşaltım sistemidir. Çocuk, dışkısını tutma ve salıverme (sfinkter kontrolü) eylemlerinden ve bu sırada oluşan bedensel uyarılardan duyusal bir haz alır.
- Kendi Bedenini ve Nesneyi Denetleme: Dışkı, çocuğun kendi bedeninden ürettiği ilk "armağan" veya nesne olarak deneyimlenir; bu durum çocuğa çevre üzerinde denetim ve güç sahibi olduğu hissini verir.
2. Gelişimsel Çatışma: Tuvalet Eğitimi ve Özerklik
- Toplumsal Kurallarla İlk Karşılaşma: Bu evrenin merkezinde tuvalet eğitimi yer alır. Çocuk ilk kez kendi içsel dürtüsel arzuları (istediği zaman ve yerde dışkılama) ile anne-babanın ve toplumun kuralları (zaman, yer ve temizlik beklentisi) arasında bir çatışma yaşar.
- Güç Mücadelesi ve İnatçılık: Çocuk ile bakımveren arasında "tutmak" ya da "bırakmak" üzerinden bir irade ve güç savaşı gelişebilir. Çocukta bağımsızlık arayışı, inatçılık, büyüsel düşünce ve çifte değerlilik (ambivalans) belirginleşir.
- Erikson'un Psikososyal Karşılığı: Erik Erikson bu dönemi, çocuğun kendi özdenetimini öğrenip bağımsızlığını test ettiği "Özerkliğe Karşı Utanç ve Kuşku" evresi olarak tanımlar.
3. Anal Saplanma (Fiksasyon) ve Anal Karakter
Tuvalet eğitimi sürecindeki aşırı baskıcı, katı, cezalandırıcı veya zamansız tutumlar çocuğun bu evreye saplanmasına (fiksasyon) ya da ileriki yaşlarda stres anında bu döneme gerilemesine (regresyon) neden olabilir.
Freud ve Karl Abraham'a göre anal saplanma sonucu yetişkinlikte ortaya çıkan Anal Karakter Triadı (Üçlüsü) şu davranışsal özelliklerden oluşur:
- Aşırı Düzenlilik ve Titizlik: Kaka yapmadaki dağınıklık hazzına karşı geliştirilen karşıt tepki oluşturma (reaction formation) savunmasının bir sonucudur.
- Cimrilik ve Tutumluluk: Dışkıyı içeride tutma ve vermeme eğiliminin paraya, bilgiye veya imkanlara aktarılması durumudur.
- İnatçılık ve Kendi Başına Buyrukluk: Tuvalet eğitimindeki ebeveyn baskısına karşı geliştirilen direncin kalıcı bir karakter özelliği haline gelmesidir.
4. Psikopatolojideki Yeri
Klasik psikanalitik literatürde Obsesif-Kompulsif Nevroz ve Kişilik Yapısının temel dinamikleri, anal-sadistik evreye gerileme ve bu döneme ait kontrol, suçluluk, düzen ve şüphe çatışmalarıyla doğrudan ilişkili kabul edilir.
ANAL DÖNEM TUVALET EĞİTİMİ ÇATIŞMALARI VE OBSESİF-KOMPULSİF KİŞİLİK YAPISINA DÖNÜŞÜM MEKANİZMALARI
1. Anal Evrenin Psikodinamik Temelleri ve Gelişimsel Çatışma
1.1. Erojen Bölge Olarak Anüs (Makat) ve Sfinkter Kontrolü
Psikanalitik kuram ve psikodinamik psikopatolojide insan organizması, doğuştan itibaren belirli erojen bölgeler ve beden delikleri üzerinden dürtüsel deşarj sağlayan bir yapıya sahiptir. Bebeklik ve erken çocukluk döneminde beden delikleri; hem haz almanın hem de içsel gerilimi dış dünyaya boşaltmanın ana kanallarıdır. Melanie Klein’ın çocuk ruhsallığındaki fantezmatik beden delikleri hiyerarşisinde vajen, makat (anüs) ve ağız biçiminde sıralanan bu bölgeler, dürtüsel deşarjın temel odaklarıdır.
Anal evreye geçişle birlikte erojen odak anüs bölgesi ve sfinkter kasları üzerine kayar. Sigmund Freud ve Melanie Klein çerçevesinden bakıldığında sfinkter kontrolü; kasların sıkılarak dışkının içeride tutulması (retansiyon) veya sfinkterin gevşetilerek dışkının salınması (deşarj) eylemlerinden oluşur. Beden delikleri üzerinden yürütülen bu mekanizmada tutma eylemi nesneye mutlak sahip olma ve kontrol hazzı üretirken, bırakma eylemi rahatlama, içsel gerilimi tahliye etme ve kimi zaman nesneye yöneltilen agresif/sadistçe bir deşarj biçimini alır.
|
Sfinkter Eylemi / Dürtüsel Dinamik |
Psikolojik Karşılık ve Haz Biçimi |
|
Sfinkterin Sıkılması (Dışkıyı Tutma / Retansiyon) |
Nesneyi içeride hapsetme, kendi bedenine ait ürünü vermeme, tümgüçlü (omnipotent) sahip olma, nesneyi eritip içeri alma ve kontrol hazzı. |
|
Sfinkterin Gevşetilmesi (Dışkıyı Bırakma / Deşarj) |
İçsel gerilimin ve biriken dürtüsel baskının boşaltılması, nesneyi dışarıya salma veya ona yönelik tahrip edici, kirletici anal-sadist deşarj hazzı. |
1.2. Çocuğun İlk Özgün Üretimi Olarak Dışkı ve Tümgüçlü Kontrol (Omnipotent Control)
Çocuğun kendi bedeninden bağımsız olarak ürettiği ve dış dünyaya sunduğu ilk somut ürün dışkıdır. Nesne ilişkileri açısından dışkı; çocuğun ebeveynine sunduğu değerli bir "armağan" veya bedeninin koparılamaz bir parçası olarak algılanır. Dışkı üzerindeki denetim, çocuğun "tümgüçlü narsisizm" (omnipotent kontrol) hissiyle doğrudan bağlantılıdır.
Joseph Lichtenberg’in gelişimsel motivasyonel sistemler modelinde vurguladığı üzere, bebeğin bedensel yaşantıları zihinsel imgelere ve ardından dilsel simgelere dönüşür. Lichtenberg kuramında bebeğin 8. ay eşiği, yaşantıdan ilk "zihinsel imge" tasarımını oluşturma kapasitesinin başladığı kritik dönüm noktasıdır. 2,5-3 yaşlarında ise bu imgeler dilsel "simgeleştirme" seviyesine ulaşır.
Bu gelişimsel hat üzerinde çocuğun dışkılama ve nesne üzerindeki egemenliği, fantezi düzeyinde derin bir "içerme ve içerilme" (possessing vs. being absorbed) dinamiği barındırır. Klinik anlatılardaki Matrix fantezisi örneğinde olduğu gibi; birey dış dünyadaki ötekini doğrudan yenemediğinde ya da ona bütünüyle sahip olamadığında, onu emerek/yutarak bünyesine katma veya onun sisteminin içine girip onun tarafından içerilerek nesneyi içeriden kontrol etme ve eritip yok etme arzusuna kapılır. Dışkı üzerindeki tümgüçlü kontrol arzusu da bu içerme/içerilme düzleminde biçimlenir:
- Büyüsel İçerme ve Nesneyi Eritme Arzusu (Matrix Dinamiği): Nesneye dışarıdan hükmedilemediğinde; onu makat/ağız vasıtasıyla içeri alma, nesnenin içinde eriyip onun sistemine dönüşerek nesneyi bünyesinde eritme ve bu yolla ötekini mutlak kontrol altına alma fantezisi.
- Bedensel Ürün Üzerindeki Tümgüçlü Egemenlik: Dışkının ne zaman, nerede ve ne miktarda bırakılacağına ya da tutulacağına yalnızca çocuğun karar verme yetkisi; dış dünyayı ve bakıcıyı kendi benlik arzusu doğrultusunda sevk ve idare etme gücü.
- Değerli Bir Armağan Veya Yıkıcı Bir Silah Olarak Dışkı: Dışkının anneye sunulan kıymetli bir hediye veya anneye yöneltilen anal-sadist öfkeyle nesneyi kirletme, parçalama ve tahrip etme aracına dönüştürülmesi.
1.3. Tuvalet Eğitimi: Dürtüsel Arzular ile Toplumsal/Ebeveynsel Kuralların İlk Büyük Çatışması
Tuvalet eğitimi, çocuğun içsel haz arayışı ve bedensel deşarj hızı (İd) ile toplumsal/ebeveynsel temizlik, zamanlama ve hijyen kurallarının (Ego ve Süperego baskısı) karşı karşıya geldiği ilk gelişimsel çatışma alanıdır. Çocuğun "istediğim an, istediğim yere bırakırım" şeklindeki ilkel dürtüsel arzusu, ebeveynin "belirlenen zamanda, belirlenen yere yapacaksın" dayatmasıyla savaşa girer.
Sansür mekanizması; "Çoklu Kendilik (Ego States)", "O Zamanda" ve "O Bağlamda" olmak üzere 3 temel değişkene bağlı olarak sürekli biçim değiştirir. Bireyin ruhsal aygıtı tekil bir egodan değil, farklı zaman ve bağlamlarda aktifleşen çoklu kendilik durumlarından oluşur. Tuvalet eğitimi sırasında da çocuğun hangi kendilik durumunda olduğu, ebeveynin tutumunun zamanlaması ve çatışmanın gerçekleştiği spesifik bağlam, sansürün ve baskının niteliğini belirler.
Gelişimsel Çatışmanın Tarafları ve Dinamik Sansör İşlevi:
- İd (Dürtüsel Taraf): Bedensel gerilimi ertelemeksizin, haz ilkesine uygun biçimde anında boşaltmak ve sfinkter hazzını kuralsızca yaşamak ister.
- Ebeveyn / Dış Gerçeklik (Ego ve Süperego Baskısı): Dışkılamayı zaman ve mekân kurallarına bağlayarak çocuğun bedensel deşarjı üzerinde denetim kurmayı hedefler.
1.4. Ebeveyn Tutumları: Katı/Cezalandırıcı Ebeveynlik, Özerklik ve Utanç/Kuşku Mücadelesi
Tuvalet eğitimi sürecinde ebeveynin sergilediği katı, zamansız, cezalandırıcı veya aşırı denetleyici tutumlar, çocuğun ruhsal yapısında kalıcı izler bırakır. Çocuğun kendi bedenini yönetme eylemi ebeveyn tarafından tehdit, işgal, ihmal veya şiddetle karşılandığında güvenli bağlanma zedelenir. Çocuğun doğal merak ve keşif güdülenmesi kapanarak savunmacı sakınma mekanizmaları devreye girer.
Katı ebeveyn tutumlarının çocuk ruhsal yapısındaki temel sonuçları şunlardır:
- Özerklik Hissinin Bastırılması: Çocuğun kendi bedeni ve dürtüleri üzerindeki kontrol hakkı elinden alınarak özerk bir kendilik (autonomous self) geliştirmesi engellenir.
- Utanç ve Kuşku İkliminin Yerleşmesi: Bedensel eylemleri ve ürünü yüzünden cezalandırılan ya da aşağılanan çocukta derin bir utanç, değersizlik ve kendinden şüphe etme (kuşku) yapısı kökleşir.
- Bedensel Sinyallere Güvensizlik: Ebeveynin katı denetimi karşısında çocuk, kendi sfinkter sinyallerinden ve içsel kararlarından şüphe duymaya başlar; algılarını ötekinin onayına bağlar.
- Güvensiz Bağlanma ve Katı Savunmacı İçe Çekilme: Bakım verenin tehditkâr yaklaşımı nedeniyle çocuk keşif sistemini kapatır; kendini korumak adına yoğun bastırma, sakınma ve katı denetim mekanizmaları inşa eder.
2. Fiksasyon (Saplanma) ve Obsesif Karakter Triadı
2.1. Aşırı Düzenlilik, Titizlik ve Kılı Kırk Yarma (Karşıt Tepki Oluşturma / Reaction Formation)
Anal evredeki çatışmaların çözülemeyip bu gelişimsel evreye saplanma (fiksasyon) gerçekleşmesi durumunda, çocukluktaki ilkel anal-sadist arzular erişkinlikte karşıtlarına dönüştürülerek savunulur. İçsel kire, dağınıklığa, saçmaya, pisletmeye ve kontrolsüz deşarj hazzına karşı zihin "Karşıt Tepki Oluşturma" (Reaction Formation) mekanizmasını inşa eder.
Dışkı karmaşasından aşırı titizliğe dönüşümün adım adım akış şeması şu şekildedir:
- İçsel Anal-Sadist Arzunun Varlığı: Bilinçdışında kirletme, saçma, pislikle oynama, dağınıklık ve kuralsızca deşarj sağlama arzusu birikir.
- Dinamik Sansür ve Süperego Tehdidi: Süperego ve Ego, bu ilkel ve kirli arzunun bilince çıkmasını benlik bütünlüğü için tehdit edici ve suçluluk yaratıcı olarak algılar.
- Karşıt Tutumun İnşası (Reaction Formation): Kirletme ve saçma arzusunun tam zıddı olan aşırı temizlik, titizlik, simetri tutkusu, kusursuzluk ve kılı kırk yarma davranışı bir zırh gibi yapılandırılır.
- Davranışsal Katılaşma ve Sıkılaşma: Birey, bilinçdışındaki pislik ve karmaşa dürtüsünü bastırabilmek için dış dünyasını son derece katı, aşırı titiz, simetrik ve geçit vermez bir kontrol mekanizması altında tutar.
2.2. Cimrilik, Tutumluluk ve İstifleme (Dışkıyı Tutma Eğiliminin Simgesel Aktarımı)
Çocukluk çağında anal sfinkterleri sıkarak dışkıyı içeride tutma (retansiyon) hazzı ve beden parçasını dışarıya kaptırma korkusu, erişkinlikte somut ve soyut varlıklara yapışma biçiminde simgeleşir. Dışkı tutma eylemi; parayı biriktirme, bilgiyi kendine saklama ve eşyayı istifleme davranışına dönüşür.
|
Anal Gelişimsel Eylem |
Erişkinlikteki Simgesel Tezahürü |
|
Dışkıyı Verme Reddi (Retansiyon hazzı) |
Parayı tutma, harcamaktan derin korku duyma, aşırı cimrilik, tasarruf tutkusu ve harcamaları kısıtlama. |
|
Beden Parçasını Kaptırma Korkusu |
Bilgiyi, duyguyu, sevgiyi veya eşyayı ötekiyle paylaşmama; nesneyi kaybetmeme adına istifçilik ve biriktirme. |
|
İçerideki Ürün Üzerinde Mutlak Egemenlik |
Vermemek için pasif direnç gösterme, varlıklarını kendi denetiminde tutarak benlik sınırlarını koruma çabası. |
2.3. İnatçılık, Kendi Başına Buyrukluk ve Kontrol Tutkusu (Pasif-Agresif Direnç)
Baskıcı ve aşırı denetleyici ebeveyne tuvalet eğitimi sırasında açıkça karşı gelemeyen çocuk, "vermiyorum, yapmıyorum" diyerek eylemsizlik üzerinden pasif-agresif bir direnç hattı kurar. Bu tutum, yetişkinlikte obsesif karakter yapısının temel inatçılık ve kontrol triadını oluşturur:
- Eylemsizlikle Direnme (Pasif-Agresif Öfke): Otoritenin taleplerini doğrudan reddetmek yerine işi erteleyerek, ağırdan alarak, unutmuş gibi yaparak veya aşırı detaylarda boğarak karşı tarafı çıldırtma direnci.
- Kendi Başına Buyrukluk ve Kural Dayatması: Başkasının kuralına uymayı boyun eğme olarak algılama; yalnızca kendi koyduğu katı kurallar çerçevesinde hareket etme inadı.
- Tümgüçlü Kontrol Tutkusu: İlişkilerde ve dış dünyadaki en küçük belirsizliğe dahi tahammül edemeyip her durumu, insanı ve süreci mutlak denetim altında tutma gayreti.
3. Obsesif-Kompulsif Nevroz ve Zihinsel Savunma Mekanizmaları
3.1. Çifte Değerlilik (Ambivalans): Sevgi ve Nefretin Yan Yana Varlığı
Anal ve erken nesne ilişkileri gelişiminde (Melanie Klein'ın Paranoid-Şizoid konum kavramsallaştırması ışığında) sevgi ve nefret, sahip olma ve yok etme arzuları nötralize olmadan benlikte eşzamanlı olarak varlığını sürdürür. Obsesif yapıda, sevilen nesneye (ebeveyn, eş, evlat) karşı aynı anda yoğun bir anal-sadist öfke ve nefret duyulur.
Ambivalansın ve Daksillemenin Zihinsel Kilitlenme Etkisi:
Sevgi ve nefret duygularının aynı anda ve yüksek şiddette var olması zihinsel bir felç yaratır. Nesneyi koruma isteği ile onu tahrip etme arzusu Daksil Metaforu'nda olduğu gibi üst üste biner. Benlik, daksilin altındaki yıkıcı anal-sadist öfkeyi görmekten dehşete düştüğü için net bir karar alamaz; kararsızlık, şüphe, tereddüt ve zihinsel felç kilitlenmesi meydana gelir.
3.2. Büyüsel Düşünce (Magical Thinking) ve Felaket Korkuları
Büyüsel düşünce, zihinden geçen bir düşüncenin veya imgenin dış dünyadaki somut eylemle eşitlenmesi durumudur. Birey, içindeki anal-sadist öfke ve yıkıcı arzuların (örneğin sevdiklerini doğrama, kirletme, öldürme) sadece düşünülmüş olmasının bile dış dünyada bir felakete veya ötekinin ölümüne yol açacağına inanır.
Büyüsel düşünce ve felaket döngüsü 3 aşamadan oluşur:
- Anal-Sadist Dürtünün Zihne Sızması: Zihne ötekiyi parçalamaya, kesmeye, pislemeye veya yok etmeye yönelik bastırılmış bir düşünce ya da imge gelir.
- Eylemle Düşüncenin Eşitlenmesi (Büyüsel Yükleme): Zihin, "Bu zihinsel imge belirdiyse, büyüsel bir güçle dış dünyadaki o kişi gerçekten ölecek veya zarar görecek" şeklinde çıkarımda bulunur.
- Kompulsif Nötralizasyon (Yapma-Bozma Ritüelleri): Olası felaketi ve doğacak ezici suçluluğu engellemek adına sayı sayma, kapı kilitlerini defalarca kontrol etme, simetri sağlama ve ritüelistik dualar okuma gibi kompulsif önlemler devreye sokulur.
3.3. Obsesif Yapıda Temel Zihinsel Savunma Mekanizmaları Analizi
Obsesif-kompulsif dinamiklerde zihin, tehdit edici anal-sadist içeriği bastırmak, daksillemek ve katı Süperego baskısından korunmak için belirli zihinsel savunma mekanizmalarına başvurur.
|
Savunma Mekanizması ve Tanımı |
Klinik Tezahür |
|
Yalıtma (Isolation of Affect): Fikrin/düşüncenin, bağlı olduğu duygudan tamamen koparılıp nötrleştirilmesi. Daksilleme mekanizmasıyla duygu örtülür, geriye yalnızca soğuk fikir kalır. |
Danışanın son derece dehşet verici, kanlı, sadistçe bir fanteziyi veya travmayı sıradan bir olay anlatır gibi, hiçbir duygulanım (afekt) göstermeksizin soğukkanlılıkla aktarması. |
|
Yapma-Bozma (Undoing): Anal-sadist öfke veya suçluluk yaratan bir eylemi/düşünceyi simgesel ve büyüsel ritüellerle silme, hiç yaşanmamış kılma çabası. |
Zihninden geçen yıkıcı bir düşünceden hemen sonra dualar okuması, ellerini defalarca yıkayarak kirden arınması, kapıyı belirli sayıda açıp kapayarak büyülü etkiyi bozması. |
|
Düşünselleştirme (Intellectualization): Duygusal ve bedensel temasın yarattığı anksiyeteden kaçınmak için olayı teorik, soyut ve teknik tartışma boyutuna çekme. |
Terapide kendi içsel yaşantısına ve hislerine odaklanmak yerine psikolojik kuramlar, felsefi teoriler ve teknik kavramlar üzerinden zihinsel ve mantıksal söylevler vermesi. |
|
Rasyonalizasyon (Akla Uygunlaştırma): Bilinçdışı kabul edilemez bir arzuyu, cimriliği veya öfkeyi mantıklı, ahlaki ve mantığa uygun kılıflarla sunma. |
Bireyin aşırı cimriliğini "ekonomik tedbir", katı denetimini ve inatçılığını "prensip sahibi olmak" veya "düzenlilik gereği" şeklinde mantığa büründürmesi. |
3.4. Anal Sadizm, Suçluluk Duygusu ve Katı Süperego Oluşumu
Anal evrede nesneyi parçalama, kirletme, kesme, kıyma yapıp kedilere verme veya yok etme arzusu olarak beliren "anal sadizm", obsesif yapının derinliklerinde saklıdır. Bu acımasız ve yıkıcı arzular, erken çocukluk döneminde içselleştirilen katı, cezalandırıcı ve esnetilemez ebeveyn figürlerinin oluşturduğu Süperego tarafından amansızca yargılanır.
Katı Süperego, İd'den gelen en küçük bir anal-sadist dürtüyü veya kirletme arzusunu dahi affetmez. İd ile Süperego arasında sıkışan Ego, içsel öfkenin kendisine yönelmesiyle derin bir suçluluk duygusu, değersizlik durumu yaşar. Süperego'nun bu ezici baskısı, bireyi sürekli kendini cezalandırmaya, acı çekmeye ve kompulsif ritüellerle suçluluğunu arındırmaya zorlar.
4. Seans Odasında Aktarım ve Karşı-Aktarım Tezahürleri
4.1. Aktarım (Transference) Dinamikleri: Seans Odasında Anal Savaşlar
Obsesif-kompulsif danışanlar, çocukluklarında tuvalet eğitimi sırasında ebeveynleriyle yaşadıkları kontrol ve güç savaşlarını seans odasına taşırlar. Terapist ile kurulan ilişki, simgesel bir "anal savaşa" dönüşür. Seanstaki aktarım tezahürleri 4 ana başlık altında toplanır:
- Terapötik Çerçevenin Aşırı Denetlenmesi ve Katılaştırılması: Danışan seans saatlerini, ücretini, koltukların açısını veya terapistin kurallarını kontrol etmeye çalışır. Kurallara aşırı riayet ediyor görünerek aslında çerçeveyi katılaştırır ve terapisti kendi koyduğu kurallarla hapseder.
- Duygusal Kabızlık ve Duygu Retansiyonu (Serbest Çağrışıma Direnç): Danışan seans odasında duygu ve malzeme vermede aşırı tutuculuk (retansiyon) gösterir. Zihnindekileri dökmeden ketler, serbest çağrışıma direnir; bilgiyi ve duyguyu terapiste "kaptırmamak" için eylemsizlikle direnir.
- Düşünselleştirme İle Seansın Sabote Edilmesi: Duygusal yaşantıya ve beden duyumlarına temas etmemek için seans boyunca teorik, kognitif ve felsefi tartışmalar yürütür. Terapist ile akıl yürütme yarışına girerek seansın işlevini nötralize eder.
- Simgesel Deşarj ve Odadaki Bölge Kontrolü: Seans odasını, bekleme salonunu veya tuvaleti simgesel bir kontrol, işgal ve deşarj alanı olarak kullanır. Terapisti pasif konumda tutarak ebeveyne karşı kazanamadığı savaşı seans odasında kazanmayı hedefler.
4.2. Terapist Yorumlama ve Yönetim Protokolü (Teknik Nötralite ve Duygusal Temas)
|
Yapılması Gerekenler (Do's) |
Kaçınılması Gerekenler (Don'ts) |
|
Teknik Nötraliteyi Korumak: Danışanın inatlaşma, güç mücadelesi ve kontrol savaşlarına çekilme davetlerine karşı tamamen nötr kalmak. |
Güç Mücadelesine Girilmemeli: Danışanla "kim haklı, kim güçlü, kural kime ait" kavgasına veya inatlaşma tuzağına düşülmemeli. |
|
Gıyabında İçe Bakış (Empati) Kullanılmalı: Kohut'un belirttiği gibi dışsal nesnel yorumlar yerine danışanın içsel dünyasına empatik bir biçimde yaklaşılmalı. |
Kognitif/Teorik Tartışmalara Kayılmamalı: Danışanın düşünselleştirme (intellectualization) tuzağına düşüp kuramsal tartışmalara girilmemeli. |
|
Duygusal Temasa Çekmek (Duygu İlkesi): Zihinsel tartışmaları kırıp, "Bunu konuşurken bedeninin neresinde ne hissediyorsun?" diyerek yaşantı alanına çekmek. |
Zorlayıcı/İşgalci Tutum Takınılmamalı: Katı ebeveyn gibi danışanı duygu vermeye veya itiraf etmeye zorlayıcı tutum takınılmamalı. |
|
Zum İlkesi ve Flûluk Takibi: Anlatıda ya da rüyada garip, uyumsuz, aşırı net duran "zum" nesnelerine ve flû bırakılan daksillenmiş alanlara odaklanmak. |
Kendi Karşı-Aktarımını Eyleme Vurmamalı: Danışanın pasif-agresif direnci karşısında terapist kendi öfkesini veya sabırsızlığını eyleme vurmamalı. |
Kaynakça
- Freud, S. (1908). Character and Anal Erotism (Charakter und Analerotik). Standard Edition, Cilt 9, s. 167–176. London: Hogarth Press.
- Abraham, K. (1924). A Short Study of the Development of the Libido, Viewed in the Light of Mental Disorders. In Selected Papers on Psycho-Analysis. London: Hogarth Press.
- Freud, S. (1905). Three Essays on the Theory of Sexuality. Standard Edition, Cilt 7, s. 123–243. London: Hogarth Press.
- McWilliams, N. (2011). Psychoanalytic Diagnosis: Understanding Personality Structure in the Clinical Process (2nd ed.). New York: Guilford Press. (Türkçe Çevirisi: Psikanalitik Tanı, İstanbul Bilgi Üniversitesi Yayınları).
Psikohelp
Psikohelp Editör Ekibi
Psikohelp ekibi tarafından hazırlanmıştır.
Bu Konu İle İlgili Uzmanlar
Obsesif Kompulsif Bozukluk konusunda size yardımcı olabilecek uzmanlarımız
Haşim BELTEN
Klinik Psikolog
Zahide BELTEN
Klinik Psikolog
Zeynep SÜRÜCÜ BİLGİL
Klinik Psikolog
İlgili Psikolojik Testler
Makalenin konusu ile eşleşen aktif testleri inceleyin.
Yorumlar (0)
Düşüncelerinizi paylaşın ve diğer okuyucularla etkileşime geçin
Yorum Yapın
Henüz yorum yapılmamış
İlk yorumu yapan siz olun!