Mazoşizm Nedir? Belirtileri Nedenleri ve Tedavisi 1. Mazoşizm Nedir Ve Kuramsal Kökleri Nelerdir? 1.1. Kavramın Tarihçesi Ve Evrimi Mazoşizm kavramının psikanalitik literatürdeki evrimi, insanın acı,...
Mazoşizm Nedir? Belirtileri Nedenleri ve Tedavisi
1. Mazoşizm Nedir Ve Kuramsal Kökleri Nelerdir?
1.1. Kavramın Tarihçesi Ve Evrimi
Mazoşizm kavramının psikanalitik literatürdeki evrimi, insanın acı, aşağılanma ve eziyet çekme ile haz arasındaki paradoksal bağı anlama ve açıklama çabası etrafında biçimlenmiştir. Kavram, klinik psikanalizin alanına girmeden önce, 19. yüzyılın sonlarında edebiyat ve klinik psikopatolojinin kesişim noktasında filizlenmiştir. Kavramın isim babası, Avusturyalı yazar Leopold von Sacher-Masoch’tur. Masoch, bilhassa Kürklü Venüs (Venus im Pelz) adlı eserinde, erkeğin kadın karşısında tamamen edilgenleştiği, kırbaçlandığı, aşağılandığı ve köleleştirildiği ilişkisel fantezileri edebi bir ustalıkla sergilemiştir. Masoch'un metinlerinde acı, yalnızca bedensel bir duyum değil; tiyatral bir teslimiyet, bir irade devri ve nesneye mutlak bir bağımlılık biçimidir.
Bu edebi ve yaşantısal olguyu ilk kez tıbbi ve nöropsikiyatrik bir kategori olarak tanımlayan isim ise Avusturyalı nörolog Richard von Krafft-Ebing olmuştur. Krafft-Ebing, anıtsal eseri Psychopathia Sexualis (1886) bünyesinde mazoşizmi, "bireyin cinsel uyarılma ve doyum ulaşabilmek için karşı tarafça bedensel veya ruhsal olarak acıya, aşağılanmaya ve köleleştirmeye maruz bırakılmayı arzulaması" şeklinde bir cinsel perversiyon (sapma) olarak tıp literatürüne kazandırmıştır. Krafft-Ebing için mazoşizm, sadizmin karşıtı olan ve biyolojik/fiziksel acının cinsel uyarılmayla hatalı birleşmesinden doğan klinik bir tablo niteliğindeydi.
[ Sacher-Masoch: Tiyatral Teslimiyet & Edebi Metin ]
│
▼
[ Krafft-Ebing: Cinsel Sapma (Psychopathia Sexualis) ]
│
▼
[ S. Freud: Metapsikolojik Model & Dürtü Kuramı (Haz İlkesinin Ötesi) ]
│
▼
[ Modern Nesne İlişkileri & Kendilik Psikolojisi (Kendilik Bütünlüğü & Savunma) ]
Ancak mazoşizmi yüzeysel bir cinsel sapma tanımından çıkarıp ruhsal aygıtın, savunma mekanizmalarının ve yapının merkezine yerleştiren devrimsel hamle Sigmund Freud’dan gelmiştir. Freud, ilk dönem çalışmalarında mazoşizmi libidinal dürtünün nesneden saparak kendi benliğine dönmesi (öz-sadizm) olarak ele almışsa da, 1920 sonrasında Haz İlkesinin Ötesinde (Jenseits des Lustprinzips) metniyle dinamik bir metapsikoloji inşa etmiştir. Freud'a göre insan canlısı iki temel dürtüsel kaynakla doğar: libidinal dürtüler (Eros) ve yıkıcı/agresif dürtüler (Thanatos / Ölüm Dürtüsü). İnsan ruhsallığı, doğuştan itibaren bu dürtüleri deşarj etmeye ve içeride biriken gerilimi (tansiyonu) asgari seviyeye indirmeye programlanmıştır. Ancak insani dürtüler, hayvanlardaki yalın içgüdülerden farklı olarak kültürel, toplumsal ve sembolik yapılarla çelişir. Uygarlığın kurulabilmesi, aile yapısının korunması ve ensest yasağının işlemesi için dürtülerin doğrudan deşarj edilmesi sınırlandırılmıştır.
Dürtülerin doğrudan tatmininin engellendiği bu noktada, ruhsal aygıtın katmanları ve yapısal öğeleri devreye girer. Freud; id, ego ve süperego yapısal modeli ile bilinç, bilinç öncesi ve bilinçdışı topografik modelini geliştirerek dürtüsel deşarjın nasıl kılık değiştirdiğini açıklamıştır. İd içerisinde yer alan dürtüler zaman, mekân, ahlak veya suç kavramı tanımamaktadır. İd açısından bir arzunun rüyada, fantezide veya dış gerçeklikte tatmin edilmesinin bir farkı yoktur. Ancak bu dürtülerin doğrudan bilince çıkması egoyu ve süperegoyu tehdit ettiğinde, ruhsal ekonomiklik ilkesi uyarınca enerjinin alternatif ve örtük kanallardan tahliye edilmesi gerekir.
[ İD (Dürtü Havuzu) ]
(Libidinal & Agresif Enerji)
│
▼
[ BİLİNÇ ÖNCESİ SÜZGEÇ / FİLTRE ] ──(Toplumsal / Ahlaki Sınırlar)
│
▼
[ SANSÜR HEYETİ & SAVUNMALAR ]
(Deformasyon, Yoğunlaştırma, Zumlama vb.)
│
▼
[ ÖRTÜK DEŞARJ / SEMPTOM ]
(Rüyalar, Mazoşistik Eylemler)
Gelişimsel süreçte Heinz Kohut ve Otto Kernberg gibi kuramcılar ise mazoşizmi narsisistik zedelenmeler, parçalanma anksiyeteleri ve ilkel nesne ilişkileri bağlamında yeniden ele almıştır. Böylece mazoşizm; edebi bir fanteziden tıp kütüphanesine, oradan da insan ruhunun varoluşsal kaygılarını, suçluluk duygularını ve benlik sınırlarını koruma mücadelesini açıklayan en karmaşık psikanalitik nirengi noktalarından birine dönüşmüştür.
1.2. Acı İle Haz Arasındaki Paradoksal İlişki
Acı ile haz arasındaki etkileşim, psikanalizin en karmaşık paradokslarından birini oluşturur. Klasik Haz İlkesi (Lustprinzip) çerçevesinde ruhsal aygıt, uyarımı ve gerilimi asgari seviyede tutmaya; gerilim arttığında ise bunu deşarj ederek hazza ulaşmaya çalışır. Bir dürtü nesnesine ulaşamadıkça veya ertelendikçe içerideki gerilim (tansiyon) katlanarak artar; nesne ele geçirildiğinde ise gerilim düşer ve deşarj sağlanır. Haz, en yalın tanımıyla bu gerilim düşüşünün hissettirdiği ruhsal ferahlamadır.
Ancak acının bizzat bir haz kaynağına veya hazza ulaşmanın ön koşuluna dönüşmesi, Haz İlkesinin Ötesi dinamiklerinin ve ölüm dürtüsünün (Thanatos) devreye girdiğini gösterir. Gerçek hayatta veya fantezi dünyasında tatmin olamayan, engellenen veya cezalandırılma korkusuyla bastırılan dürtüler, acı çekme eylemi üzerinden bir tür dolaylı deşarj kanalı bulur. Kişi, katlanılması imkânsız olan ağır bir parçalanma, yok olma veya terk edilme anksiyetesini kontrol edebilmek adına, acıyı bizzat davet ederek ve deneyimleyerek pasif mağduriyetten aktif bir kontrol alanına geçer.
Ruhsal aygıt, beden bütünlüğünün tehdit altında olduğu fantezilerde bile bu acıyı bir savunma ve bağlanma aracı olarak kullanabilir. Acı, bir yandan sert Süperego’nun ceza beklentisini doyururken, diğer yandan İd’in bastırılmış cinsel ya da agresif enerjisinin yüzeye çıkmasını sağlayan bir portal vazifesi görür. Birey acı çekerken aslında içsel nesnesiyle temas kurmakta, yok oluş anksiyetesine karşı beden sınırlarını acının yarattığı somut duyumla yeniden hissetmektedir.
- Dürtü Deşarjı (Drive Discharge): Libidinal ve agresif enerjinin bir nesneye yönelerek içerideki birikmiş gerilimi boşaltma ve ruhsal dengeyi (homeostaz) sağlama süreci.
- Gerilim (Tansiyon): Dürtünün hedef nesnesine ulaşması engellendikçe veya ertelendikçe ruhsal aygıtta yükselen ve kişiyi eyleme (acting-out) ya da savunmaya zorlayan içsel baskı.
- Nesne İlişkileri (Object Relations): Kendiliğin, dürtüsel arzularını yönelttiği birincil bakım verenler (anne, baba) veya onların yetişkinlikteki ikameleriyle kurduğu içselleştirilmiş ilişkisel haritalar.
- Haz ve Gerçeklik Çatışması: İd'in anlık deşarj arayışı ile Ego'nun dış gerçeklik, zaman, mekân ve Süperego sınırları arasındaki uyum sağlama mücadelesi.
2. Freud'un Üçlü Mazoşizm Sınıflandırması
Freud, 1924 yılında yayımladığı Mazoşizmin Ekonomik Problemi (Das ökonomische Problem des Masochismus) başlıklı makalesinde mazoşistik olguyu klinik ve metapsikolojik tezahürlerine göre üç ana başlık altında sınıflandırmıştır: Erojen Mazoşizm, Kadınsı Mazoşizm ve Ahlaki Mazoşizm.
┌─────────────────────────────────────────┐
│ FREUD'UN ÜÇLÜ MAZOŞİZM SINIFLANDIRMASI │
└────────────────────┬────────────────────┘
│
┌─────────────────────────────┼─────────────────────────────┐
▼ ▼ ▼
┌───────────────────┐ ┌───────────────────┐ ┌───────────────────┐
│ Erojen Mazoşizm │ │ Kadınsı Mazoşizm │ │ Ahlaki Mazoşizm │
├───────────────────┤ ├───────────────────┤ ├───────────────────┤
│ Bedensel / Cinsel │ │ Pasif / Edilgen │ │ Bilinçdışı │
│ Acı ve Uyarılma │ │ Teslimiyet ve │ │ Suçluluk ve Ceza │
│ (Anal/Makat Odak) │ │ Yutulma Fantezisi │ │ Arayışı │
└───────────────────┘ └───────────────────┘ └───────────────────┘
2.1. Erojen Mazoşizm
Erojen mazoşizm, acı çekme, aşağılanma ve eziyet görme arzusu ile cinsel uyarılmanın ve bedensel hazzın doğrudan fizyolojik olarak birbirine bağlandığı en temel yapıdır. Bu biçimde erojen bölgeler (özellikle oral, anal/makat bölgesi ve genital organlar) acı verici ve sınırları zorlayıcı uyaranlar vasıtasıyla deşarj arar. Freud, erojen mazoşizmin diğer iki mazoşizm türünün (kadınsı ve ahlaki) biyolojik ve fizyolojik zeminini oluşturduğunu vurgular.
Klinik görünümlerde ve rüya anlatılarında bu durum, nesnenin bedensel parçalarına veya boşaltım organlarına takıntılı bir biçimde yönelme, nesneyi yalama, emme veya onun içinde kaybolma fantezileriyle kendini gösterir. Nitekim Dr. Tahir Özakkaş'ın klinik vaka analizlerindeki bir rüya transkriptinde yer alan şu ifadeler erojen mazoşizmin fantezi dünyasındaki somut tezahürünü gözler önüne serer:
"Erkek arkadaşımın arkasından dilimi, ağzımı, kafamı içeriye sokmaya çalışıyorum... Sürekli buna uğraşıyorum ve tek istediğim oradan ağzımı içeriye sokmak. Oraya bütünüyle sahip olmak istiyorum çünkü doyamıyorum... Ona tamamıyla sahip olmak için onu içine almak istiyorsun ama sen onun içinde kayboluyorsun ve eriyorsun."
Bu vakadaki hasta, rüyasında Matrix filmindeki klonlanma ve sisteme dönüşerek agresyonu kontrol etme dinamiğine atıfta bulunarak; partnerinin anal bölgesine girmeyi, onun tarafından yutulmayı ve normal cinsel birleşmeyi "zevksiz ve anlamsız" bularak reddetmeyi tanımlar. Buradaki temel dinamik, erojen bölgeye odaklanarak nesnenin yıkıcı agresyonunu onun içinde eriyerek nötralize etme çabasıdır.
2.2. Kadınsı Mazoşizm
Kadınsı mazoşizm, biyolojik cinsiyetten bağımsız olarak kişiliğin edilgen (pasif), teslimiyetçi, çaresiz, iğdiş edilmiş (kastrasyona uğramış) veya hamile bırakılan/cezalandırılan bir konumda bulunma fantezilerini ifade eder. Psikanalitik anlamda "kadınsı" terimi, biyolojik kadını değil, ilişkinin nesnesi karşısındaki pasif-edilgen duruşu simgeler.
Bu mazoşizm türünde birey; bağlanma, edilgen bir şekilde yutulma, başkası tarafından yönlendirilme veya bedensel olarak eksik/sakat kılınma arzusu taşır. Klinikte bu yapı, kendisini bir "kafa adam" şeklinde bedensiz hisseden, sakatlığından utanan ancak nesneye sarılarak yere yapışan, eğreti ve dikişli bir bedenle yaşamaya çalışan rüya temsilleriyle belirir. Özakkaş'ın vaka transkriptindeki "kafa adam" rüyası bu durumu açıkça ilüstre eder:
"Bir adam var ama bu adamın sadece kafası var, yerde duruyor ve canlı... Boynuna bakıyorum, boydan boya dikiş, iplikleri görüyorum. Kafasını bedene dikmişler, et parçaları var zombi filmlerindeki gibi! Boynu çok kısa ve kafası bedenin üzerinde biraz garip duruyor... Boynunun sallanmamasına dikkat ediyor yoksa kafa yere düşebilir."
Bu rüya örneğinde, Özakkaş’ın vurguladığı bütünün parçalanması ve deformasyon ilkeleri işlemektedir. Birey, güçlü nesne karşısında sakat ve iğdiş edilmiş (sadece kafa kalmış) bir konumda kalarak hem nesnenin sevgisini ve ilgisini garantilemeye hem de kendi içsel agresyonunun yaratacağı parçalanma tehdidinden, eğreti dikişlerle de olsa tutunarak korunmaya çalışmaktadır.
2.3. Ahlaki Mazoşizm
Ahlaki mazoşizm, erojen ve bedensel uyarılmadan tamamen bağımsızlaşmış, ruhsal aygıtın üst merkezlerinde (Süperego) yaşantılanan bir acı çekme, başarısız olma ve ceza arayışıdır. Burada acının kaynağı fizyolojik değil, psikolojik ve vicdanidir.
Birey, bilincinde olmadığı derin bir bilinçdışı suçluluk duygusu (unconscious sense of guilt) taşır. Sert, acımasız ve yargılayıcı bir Süperego, Egoyu sürekli baskı altında tutar ve cezalandırılmasını talep eder. Ahlaki mazoşist; başarısızlıklar, kayıplar, talihsizlikler ve ilişkisel krizler yaratarak bu ceza ihtiyacını doyurur. Özakkaş’ın vakalarında yer alan "gövdesinin ortası kaybolmuş ve iç organları sırtına yapışmış" danışanın annesinin kürtajıyla kurduğu bağ son derece çarpıcıdır:
"Rüyamda gövdemin ortası yoktu... Karnımda olması gereken yerler bir dilim gibi kesilip çıkartılmış, iç organlarım da sanki sırtıma yapıştırılmış... Dün gece de annemi gördüm rüyamda. Annem dedi ki bana 'Ş.. ben kürtaj oldum ama kürtaj olmamın nedeni karnımdaki bebeğin sakat olmasıydı'... Okula gidiyordum sanırım, annemin kürtaj olduğunu hissetmiştim, ondan o zaman çok utanmıştım."
Burada Özakkaş'ın rüya mekanizmalarından fluluk ilkesi ve deformasyon devreye girmektedir. Hasta, annesinin kürtajla yok ettiği sakat bebeğin suçluluğunu ve utancını kendi bedenine mühürlemiş; gövdesinin ortasını yok ederek (sakat bebekle özdeşleşerek) Süperego'nun ceza infazını kendi bedeni üzerinde gerçekleştirmiştir.
|
Mazoşizm Türü |
Odak Noktası |
Bilinçdışı İşlevi |
Klinik Yansıması ve Rüyalardaki Tezahürü |
|
Erojen Mazoşizm |
Bedensel ve cinsel erojen bölgeler (oral, anal, genital). |
Acı ve eziyet üzerinden doğrudan cinsel uyarılma ve dürtüsel deşarj sağlama. |
Cinsel eylemlerde aşağılanma arayışı; anal/makat bölgesine takıntı; nesne tarafından yutulma ve Matrix klonlanma fantezileri. |
|
Kadınsı Mazoşizm |
Edilgenlik, teslimiyet ve kastrasyon (iğdiş edilme) konumu. |
Güçlü nesne karşısında iğdiş edilmiş/sakat kalarak nesnenin varlığını ve korumasını güvenceleme. |
Yutulma fantezileri; rüyalarda bedensizleşme, sakatlık, boynu dikişli "zombi" figürleri ve eğreti beden temsilleri. |
|
Ahlaki Mazoşizm |
Süperego, vicdan, ahlaki değerler ve ego ideali. |
Bilinçdışı suçluluk duygusunu doyurmak için başarısızlık, ceza ve mağduriyet üretme. |
Kendini sabote etme; köken aile travmalarını (kürtaj vb.) üstlenme; organları açıkta kalmış rüya temsilleri; olumsuz terapötik tepki. |
3. Ahlaki Mazoşizmin Psikodinamik Yapısı Ve Savunma Mekanizmaları
[ TEHDİTKAR / İŞGALCİ EBEVEYN ]
│
▼
[ ERKEN ÇOCUKLUK MAĞDURİYETİ ]
(Pasif Konum)
│
▼
[ AHLAKİ SAVUNMA SÜRECİ ]
("Ebeveynim iyi, kötü olan ve cezalandırılan benim")
│
▼
[ PASİFTEN AKTİFE GEÇİŞ ]
(Yetişkinlikte Acıyı Bizzat Kurgulama ve Kontrol Etme)
3.1. Bilinçdışı Suçluluk Duygusu Ve Süperego
Ahlaki mazoşizmin psikodinamik çekirdeğinde, sadistik ve katı bir Süperego yapısı yer alır. Süperego, çocukluk döneminde ebeveynlerin kural, yasak ve yargılarının içselleştirilmesiyle oluşur. Ebeveyn figürlerinin aşırı kısıtlayıcı, cezalandırıcı, soğuk veya tutarsız olduğu durumlarda Süperego, Egoya karşı acımasız bir yargıç haline gelir.
İd’den gelen libidinal veya agresif arzular (örneğin ebeveyne veya kardeşe yönelik öfke, yok etme arzusu ya da kıskançlık), Süperego tarafından ağır bir "suç" olarak etiketlenir. Birey, bu arzuları bilincine getirmese bile, bilinçdışı düzeyde "suçlu" olduğuna kani olur. Bu bilinçdışı suçluluk duygusu, doyurulmak üzere mutlaka bir ceza talep eder. Eğer Süperego ceza vermezse, kişinin içsel gerilimi düşmez. Dolayısıyla ahlaki mazoşist; günlük yaşamında kendisini cezalandıracak "cellatlar", başarısızlık senaryoları ve ilişkisel krizler üreterek içsel adalet terazisini dengeler.
3.2. Fairbairn'in Ahlaki Savunma Teorisi
Ronald Fairbairn'in nesne ilişkileri kuramına kazandırdığı Ahlaki Savunma (Moral Defense) kavramı, mazoşistik yapının çocukluktaki varoluşsal işlevini mükemmel bir açıklığa kavuşturur. Çocuk için birincil bakım veren ebeveynin "kötü", "ihmalci", "işgalci" ya da "yıkıcı" olduğunu kabul etmek dehşet vericidir. Çocuğun fiziksel ve ruhsal olarak hayatta kalması ebeveyne bağlı olduğu için, ebeveynin kötü olduğunu düşünmek mutlak bir güvensizlik, kimsesizlik ve yok oluş kaygısı (annihilation anxiety) yaratır.
Bu yıkıcı anksiyeteyle baş edebilmek adına çocuk, içsel bir bölünme mekanizmasıyla ahlaki savunmayı devreye sokar:
"Ebeveynim kötü veya yetersiz değil; o mükemmel, iyi ve kutsal. Kötü olan, hatalı olan ve cezalandırılması gereken benim. Eğer ben cezamı çekersem, kendimi düzeltirsem ve acı çekersem ebeveynim bana iyi davranmaya devam edecek."
Fairbairn'e göre çocuk, dış dünyadaki tehlikeli ve kötü nesne kurgusunu temizlemek adına "kötülüğü" kendi içine emerek içsel bir "kötü kendilik" inşa eder. Kötü bir dünyada çaresiz kalmaktansa, kötü bir kendilikle iyi bir dünyada yaşamak çocuk için daha güvenlidir. Bu yapı, yetişkinlikte kişinin sürekli kendini suçladığı, ilişkilerinde sömüren partnerleri akladığı ve çektikleri acının sorumluluğunu üstlendiği ahlaki mazoşistik bir yaşam tarzına dönüşür.
3.3. Pasiften Aktife Geçiş Ve Etkene Dönüştürme
Mazoşistik yapının en kritik savunma mekanizmalarından biri pasiften aktife geçiş (turning passive into active / etkene dönüştürme) süreçleridir. Erken çocukluk döneminde ihmal, şiddet, işgal veya suiistimale maruz kalan çocuk, bütünüyle pasif, çaresiz ve mağdur bir konumdadır. Bu pasif mağduriyet durumu, ego için dayanılmaz bir çaresizlik anksiyetesi üretir.
Gelişim ilerledikçe ruhsal aygıt, bu pasif travma durumunu aktif olarak kontrol edebilmek için eylemi kendi kontrolüne alır. Yetişkinlikte birey, acı çekeceği durumları bizzat kendisi kurgular, aktörleri seçer ve süreci yönetir. Acı yine vardır; fakat artık pasif olarak maruz kalınan beklenmedik bir felaket değil, kişinin zamanını, mekânını ve şiddetini kendisinin belirlediği aktif bir kontrol alanıdır.
Bu dinamik, Dr. Tahir Özakkaş'ın vurguladığı rüya mekanizmalarıyla doğrudan ilintilidir. Örneğin, Özakkaş'ın aktardığı Matrix benzetmesinde, düşmanını dışarıdan yenemeyen bireyin düşmanın içine girerek, onun tarafından yutularak güce ortak olması ve agresyonu içeriden kontrol altına alması tam da bu pasiften aktife geçiş mekanizmasının metapsikolojik bir yansımasıdır.
Önemli Psikanalitik Mekanizmalar:
- Pasiften Aktife Geçiş: Erken çocukluktaki çaresiz ve edilgen mağduriyetin, yetişkinlikte birey tarafından aktif olarak kurgulanan ve kontrol edilen bir acı çekme sürecine dönüştürülmesi.
- Kondansasyon (Yoğunlaştırma) ve Deformasyon: Süperego baskısını aşmak adına bilinçdışı arzuların rüyada kılık değiştirerek, geçmişteki pek çok figürün (baba, öğretmen, patron) tek bir imgede birleştirilmesi.
- İçerilme / Yutulma Dinamiği: Tehdit edici nesneyi dışarıdan yok edemeyen kendiliğin, nesne tarafından yutularak veya nesnenin içine girerek onun yıkıcı gücünü kontrol etme ve nötralize etme çabası.
- Bütünün Parçalanması: Yoğun öfke veya cinsellik içeren nesnenin, tehlikeli olmaktan çıkarılması adına rüyada organlarına, uzuvlarına veya parçalarına ayrılarak (sadece kafa, sadece göz) temsil edilmesi.
4. Günlük Yaşamda Ve Klinikte Mazoşistik Tezahürler
4.1. Başarıyı Ve Hazzı Sabote Etme Örüntüleri
Ahlaki mazoşizmin günlük yaşamdaki en belirgin tezahürü, bireyin mutluluğa, başarıya veya doyuma ulaşacağı tam o anda süreci kendi eliyle yıkmasıdır (kendini sabote etme / self-sabotage). Birey sınavda birinci olacakken kodlama hatası yapar, iş yerinde terfi alacakken anlamsız bir kriz çıkarır ya da tam huzurlu bir ilişki kuracakken partnerini kışkırtarak kavga çıkarır.
Bunun gerisindeki dinamik, Süperego’nun "Sen mutlu olmayı ve başarılı olmayı hak etmiyorsun" yargısıdır. Başarı veya haz, bilinçdışı düzeyde ebeveyne karşı kazanılmış ödipal bir zafer olarak algılanır. Zafer duygusu ağır bir suçluluk getireceği için birey, zaferden hemen önce kendisini yenilgiye uğratarak Süperego'nun cezasından kaçınır.
4.2. Parasal Mazoşizm Ve İlişkisel Seçimler
Mazoşistik örüntü, finansal alanda ve partner seçimlerinde son derece somut biçimlerde sergilenir:
- Parasal Mazoşizm: Bireyin finansal alanda hakkını talep edememesi, hak ettiği ücreti isteyememesi, sürekli olarak parasal kayıplar yaşayacağı işlere girmesi veya parasını başkalarına sömürtmesidir. Para, güç ve özerklik simgesi olduğu için, paraya sahip olmak mazoşist bireyde vicdani bir suçluluk yaratır. Parayı kaybetmek ise içsel suçluluk duygusunu hafifletir.
- İlişkisel Seçimler: Mazoşistik bireyler, kendilerini değersizleştiren, ihmal eden, sömüren veya narsisistik/sadistik özellikler taşıyan partnerlere çekilirler. Kendiliklerindeki derin değersizlik çekirdeği nedeniyle, ancak kendilerini hırpalayan bir nesneyle ilişki kurduklarında tanıdık ve "güvenli" (çocukluktaki ebeveyn ilişkisine benzeyen) bir alanda hissederler.
Özakkaş'ın vaka transkriptlerindeki dolmuş şoförünün aynasına kilitlenen vaka örneğinde, psikanalitik zum ilkesi ve narsisistik/mazoşistik defisit açıkça görülür. Ailesi tarafından hiçbir yeri beğenilmeyen, sadece "gözleri güzel" denilen hasta, içsel değersizlik çekirdeğini kapatabilmek adına minibüsteki insanlarla ve şoförle göz teması kurup kilitlenmekte (zum yansıtması); birilerinin bakışı üzerinden varlığını teyit etmeye çalışmaktadır.
4.3. Olumsuz Terapötik Tepki Ve Mağduriyet Zaferi
Klinik psikoterapi seanslarında mazoşistik yapıyla çalışırken karşılaşılan en zorlu fenomenler şunlardır:
- Olumsuz Terapötik Tepki (Negative Therapeutic Reaction): Terapistle yürütülen çalışmada tam bir iyileşme, farkındalık veya ilerleme sağlandığı anda, hastanın ansızın gerilemesi, semptomlarının şiddetlenmesi veya terapiyi terk etmesidir. İyileşmek, bilinçdışı suçluluk duygusunu tetikler; ceza çekme ihtiyacı devam ettiği için hasta terapötik başarıyı sabote eder. (Nitekim Özakkaş'ın "Hangi kitaptan okuyup getiriyorsan o kitabı getir" müdahalesi sonrası hastanın seansı terk edip 3 ay gelmemesi bu dinamiğin yansımasıdır).
- Mağduriyet Zaferi ve Ahlaksallaştırma: Birey, çektiği acıyı ve uğradığı haksızlıkları bir erdem, ahlaki üstünlük ve zafer vesilesi olarak sunar. "Ben çok fedakârım, herkes için kendimi feda ettim" söylemiyle, çektiği acı üzerinden çevresindekiler üzerinde pasif-agresif bir kontrol ve suçluluk denetimi kurar.
- Varlığıyla Yok Edilme ve Buharlaşma Anksiyetesi: Nesne ile ilişkide eşit iki kişi olarak var olamama, ya birinin diğerini varlığıyla yok etmesi ya da kendiliğin parçalanıp buharlaşarak havaya karışmayı dilemesi hali. Özakkaş’ın aktardığı şu rüya transkripti bu anksiyeteyi sergiler:
"Sanki hayaletmişiz de içimizden geçecekmiş gibi bizi yok etti varlığıyla... İki kişi aynı anda bir türlü var olamıyoruz. İkiden biri feda ediliyor... Kendini acayip suçlu, değersiz hissediyorsun ve o bakış seni yok etmese de sen buharlaşıp havaya karışmayı diliyorsun zaten kendiliğinden."
5. Farklı Kuramsal Yaklaşımlarda Mazoşizm
[ MAZOŞİSTİK KİŞİLİK YAPISI ]
│
┌───────────────────────────────┴───────────────────────────────┐
▼ ▼
[ KENDİLİK PSİKOLOJİSİ (Kohut) ] [ NESNE İLİŞKİLERİ (Kernberg/Klein) ]
- Kendilik Parçalanma Anksiyetesi - Depresif-Mazoşistik Kişilik Örüntüsü
- Sahte Kendilik Sınırları Kurma - Sado-Mazoşistik Aktarım Dinamikleri
- Eksik Kendilik Nesnesi İşlevleri - Agresif ve Libidinal Bölünme
│ │
└───────────────────────────────┬───────────────────────────────┘
▼
[ PDM-2 VE AYIRICI TANI PERSPESKTİFİ ]
(Mazoşistik vs. Depresif Yapılanma)
5.1. Kendilik Psikolojisi Ve Nesne İlişkileri
Mazoşizm olgusu, psikanalitik kuramın farklı okulları tarafından özgün metapsikolojik kavramlarla açıklanmıştır:
- Kendilik Psikolojisi (Heinz Kohut): Kohut’a göre mazoşistik eylemler ve fanteziler, birincil olarak dürtü deşarjı değil, parçalanmakta olan kendiliği bir arada tutma (self-cohesion) çabasıdır. Ebeveynlerinden yeterli empati, aynalama ve kendilik nesnesi (selfobject) işlevi göremeyen çocuk, ağır bir parçalanma anksiyetesi (fragmentation anxiety) yaşar. Mazoşistik acı, bedene ve ruhsal yapıya odaklanarak kişiye "Hâlâ var olduğunu, hissettiğini ve bütün olduğunu" kanıtlayan acil bir bütünleşme çabasıdır.
- Nesne İlişkileri Kuramı (Otto Kernberg ve Melanie Klein): Kernberg, mazoşizmi depresif-mazoşistik kişilik spektrumunda değerlendirir. Burada hastanın iç dünyasında ayrışmış "iyi nesne" ve "kötü nesne" tasarımları mevcuttur. Melanie Klein'ın paranoid-şizoid konum tanımlamasında olduğu gibi, agresyon dışarıdaki nesneye yöneltildiğinde nesnenin yok olacağı ve kişinin yalnız kalacağı korkusu yaşanır. Kendilik, nesneyi korumak adına agresyonu kendi üzerine çevirir. Seans odasında son derece yıkıcı sado-mazoşistik aktarım döngüleri (terapisti sadist bir yargıç yapma, kendini kurban konumuna sokma) üretilir.
5.2. Kendilik Bozuklukları Ve PDM-2 Ayırıcı Tanısı
James Masterson, kendilik bozukluklarında (Borderline, Narsisistik, Şizoid) gelişimsel duraklamaya dikkat çeker. Anne tarafından çocuğun özerkleşme ve kendilik aktivasyonu adımları çekilme ve ödülün kesilmesiyle cezalandırıldığında, çocuk "terk depresyonu" (abandonment depression) yaşar. Bu ağır depresyondan kaçınmak için çocuk, mazoşistik bir Sahte Kendilik (False Self) geliştirir; kendi özerk isteklerinden vazgeçip ötekinin beklentilerine kurban olarak ilişkiyi sürdürür.
Psikodinamik Tanı Kılavuzu (PDM-2) ve Nancy McWilliams perspektifinden Mazoşistik Kişilik ile Depresif Kişilik dinamikleri sıkça karıştırılsa da aralarında belirgin yapısal ve dinamik farklar bulunur:
|
Tanısal / Dinamik Kriter |
Mazoşistik Kişilik Yapısı |
Depresif Kişilik Yapısı |
|
Temel Kaygı ve Odak |
Teslimiyet, ceza çekme ve ilişkiyi acı üzerinden aktif tutma. |
Kayıp, keder, çaresizlik, yas ve içsel boşluk duygusu. |
|
Bilinçdışı Savunmalar |
Pasiften aktife geçiş, eyleme vurum (acting-out), ahlaksallaştırma. |
İçe atım (introjection), değersizleştirme, gerileme (regression). |
|
Agresyonun Yönü |
Dışarıya yöneltilip ilişkiyi tutmak için pasif-agresif olarak nesneye dayatılır. |
Doğrudan benliğe çevrilir; derin bir öz-nefret ve keder üretir. |
|
İlişkisel Duruş |
Aktif-Edilgen: "Acı çekerim ama ilişkiyi ve kontrolü asla bırakmam." |
Pasif-Çaresiz: "Yetersizim, kaybettim ve tamamen yalnızım." |
|
Terapötik Süreç |
Terapisti sadistçe davranmaya tahrik eder; olumsuz terapötik tepki yüksektir. |
Terapistin desteğine pasif bir çaresizlikle sığınır; suçluluk öne çıkar. |
6. Psikoterapi Süreçleri Ve Tedavi Yöntemleri
6.1. Aktarım Ve Karşı-Aktarım Tuzakları
Mazoşistik hastalarla yürütülen psikoterapi süreçlerinde seans odası, geçmişteki sado-mazoşistik nesne ilişkilerinin yeniden sahnelendiği bir tiyatroya dönüşür. Hasta, bilinçdışı olarak terapisti kendisini yargılayacak, eleştirecek, cezalandıracak veya ihmal edecek bir "sadist" konumuna çekmeye çalışır.
Bu süreçte terapistin düşebileceği iki temel karşı-aktarım tuzağı bulunmaktadır:
[ MAZOŞİSTİK HASTA AKTARIMI ]
(Terapisti Cezalandırıcı Sadiste Dönüştürme Çabası)
│
┌─────────────────────────┴─────────────────────────┐
▼ ▼
┌─────────────────────────────────┐ ┌─────────────────────────────────┐
│ SADİSTİK MİSİLLEME TUZAĞI │ │ AŞIRI KORUYUCU / ACI MA TUZAĞI│
├─────────────────────────────────┤ ├─────────────────────────────────┤
│ Terapistin kışkırtılarak │ │ Terapistin felç edici bir acıma │
│ hastaya kızması, yargılaması │ │ ile hastayı özerkleştirmekten │
│ ve kural dayatması. │ │ kaçınması (Rachmones). │
└─────────────────────────────────┘ └─────────────────────────────────┘
- Sadistik Misilleme Tuzağı: Hastanın sürekli kendini sabote etmesi, sınırları zorlaması ve iyileşmeyi reddetmesi karşısında terapistin öfkelenerek hastayı yargılaması, azarlaması ve hastaya sadistik bir otorite gibi davranması.
- Aşırı Koruyucu / Sempatik Acıma Tuzağı (Rachmones): Terapistin hastanın mağduriyet söylemine kapılarak ona aşırı acıması, kurtarıcı rolüne soyunması ve hastanın kendi mağduriyetindeki aktif sorumluluğu ile yüzleşmesini engellemesidir.
6.2. Rachmones Göstermeme İlkesi Ve Sorumluluk Aşılanması
Klinik müdahalede hayati bir ilke olan Yidiş kökenli Rachmones (sempatik/felç edici acıma) göstermeme ilkesi, mazoşistik döngünün kırılmasında anahtardır. Terapist, hastanın çektiği acıya pasif bir acıma hissiyle yaklaşırsa, hastanın mazoşistik mağduriyet zaferini pekiştirmiş ve sekonder kazançlarını beslemiş olur.
Rachmones göstermeme ilkesi, hastayı merhametsizce eleştirmek değil; aksine onu bir kurban olarak görmeyi reddedip yetişkin özerkliğine davet eden ego-güçlendirici bir teknik müdahaledir. Terapist, kışkırtmalara kapılmadan son derece nötr, net ve yüzleştirici bir duruş sergiler. Bireyin dışarıda uğradığı haksızlıkları anlatırken takındığı pasif mağduriyete karşı şu radikal klinik yüzleştirme yöneltilir:
"Peki, sen kendini bu duruma nasıl soktun? Bu senaryoyu yazarken ve bu aktörleri seçerken senin buradaki rolün, sorumluluğun ve ikincil kazancın ne?"
Bu müdahale, hastanın kurban rolünün arkasındaki saklı ajandayı açığa çıkarır. Terapist, hastaya şu temel metapsikolojik hakikati aşılar: "Bütün rüyaların, fantezilerin ve ilişkilerdeki krizlerin tek senaristi sizsiniz. Dış dünyayı suçlamayı bıraktığınızda, sahnedeki acının kendi İd ve Süperego çatışmanızın bir eseri olduğunu görür ve onu değiştirme gücünü elinize alırsınız."
6.3. Eyleme Vurumların Yorumlanması Ve Dönüşüm
Mazoşistik hastanın terapisinde temel hedef, davranışta konuşan (acting-out) yapıyı, sözel simgelere (dile) ve zihinsel farkındalığa dönüştürmektir. Dr. Tahir Özakkaş'ın vurguladığı gelişimsel hat uyarınca ruhsal işleme; Yaşantı \rightarrow İmgelem \rightarrow Simgeleştirme (Dil) adımlarını takip eder.
Klinik dönüşüm stratejisi şu 5 adımlı rehberle yürütülür:
┌─────────────────────────────────────────────────────────────────────────┐
│ KLİNİK DÖNÜŞÜM STRATEJİSİ VE ADIMLARI │
└─────────────────────────────────────────────────────────────────────────┘
1. EYLEME VURUMUN TESPİTİ VE SINIRLANDIRILMASI
└─ Davranışta konuşan (kendini sabote etme, kriz çıkarma) eylemi durdurma.
2. YAŞANTI SEVİYESİNE İNME (BEDENLEŞMİŞ DUYGU)
└─ Bedenleşmiş ve dondurulmuş ham duyguyu (öfke, utanç) somatik olarak hissettirme.
3. İMGELEM KAPASİTESİNİ GELİŞTİRME
└─ Ham yaşantının zihinde görsel/işitsel bir tasarıma (imgeye) bürünmesi.
4. SİMGELERLE DİLE DÖKME (KELİMELERE KELEPÇELEME)
└─ İmgenin kelimelere dökülerek Süperego baskısından ve eyleme vurumdan çıkarılması.
5. SÜPEREGO YUMUŞATILMASI VE KENDİLİK ÖZERKLİĞİ
└─ Olgun savunmalara geçiş; öz-yıkıcı ceza döngülerinin sonlandırılması.
- Eyleme Vurumların (Acting-Out) Çerçevelenmesi: Hastanın seansı sabote etme, terapisti kışkırtma veya dışarıda kendini cezalandırma eylemleri anında fark edilerek seans odasında sınırlandırılır.
- Yaşantıdan İmgeye Geçiş: Hastanın dile getiremediği, organlarına mühürlenmiş dondurulmuş acı ve travmalar, beden duyumları üzerinden imgeleme davet edilir ("Bu acıyı vücudunun neresinde hissediyorsun?").
- İmgeden Simgeye (Dile) Dönüştürme: Zihinde oluşan imgelem kalıpları, kelimelerle ifade edilebilir hale getirilir. Öfkenin ve sevginin davranışla (kapı çarpma, bedensel sakatlama) değil, sözlü simgelerle ("Sana çok öfkeliyim", "Beni ihmal etmenden nefret ediyorum") ifade edilmesi sağlanır. Özakkaş'ın belirttiği üzere: "Kelimeler kimseyi öldürmez; duyguyu kelimelere kelepçelediğinizde eyleme vurum ihtiyacı ortadan kalkar."
- Süperego Yumuşatılması Ve Entegrasyon: Terapistin nötr, kapsayıcı ve Rachmones göstermeyen kararlı duruşu sayesinde hastanın sert Süperego yapısı esnetilir. Birey, öz-yıkıcı ceza mekanizmalarına ihtiyaç duymadan da özerk bir kendilik olarak var olabileceğini deneyimler.
7. Referans Kaynakça
- Freud, S. (1924). The Economic Problem of Masochism. Standard Edition, Vol. 19, pp. 155-170. London: Hogarth Press.
- Reik, T. (1941). Masochism in Modern Man. New York: Farrar & Rinehart.
- Kernberg, O. F. (1984). Severe Personality Disorders: Psychotherapeutic Strategies. New Haven, CT: Yale University Press.
- Masterson, J. F. (1981). The Narcissistic and Borderline Disorders: An Integrated Developmental Approach. New York: Brunner/Mazel.
- McWilliams, N. (2011). Psychoanalytic Diagnosis: Understanding Personality Structure in the Clinical Process (2nd ed.). New York: Guilford Press.
Psikohelp
Psikohelp Editör Ekibi
Psikohelp ekibi tarafından hazırlanmıştır.
Bu Konu İle İlgili Uzmanlar
Terapi Ekolleri konusunda size yardımcı olabilecek uzmanlarımız
Haşim BELTEN
Klinik Psikolog
Zahide BELTEN
Klinik Psikolog
Süreyya ÖZEN
Klinik Psikolog
İlgili Psikolojik Testler
Makalenin konusu ile eşleşen aktif testleri inceleyin.
Yorumlar (0)
Düşüncelerinizi paylaşın ve diğer okuyucularla etkileşime geçin
Yorum Yapın
Henüz yorum yapılmamış
İlk yorumu yapan siz olun!